Erinç Korkmaz

Bir Branşın İçine Nasıl Edilir

1 Star2 Stars3 Stars4 Stars5 Stars (Henüz Oylanmadı)
Loading ... Loading ...

Bir branş düşünün; inanılmayan ve sevilmeyen bir hoca ile “futboldan anlar” diye dalga geçilen taraftara Basketbolu sevdirdi, öğretti(!). Bir branş düşünün ki oynadığı bütün kupaları kaldırdı, kupaları kaldırırken de maçlarını kapalı gişe, kara borsaya düşmüş biletlerle oynadı.

Şampiyonluğun ertesi günün taraftar kombinelerin satışa çıkması için yalvardı. Yeni yönetim ise beklemeye başladı. Önce, cebinden bol bonuslu kartını düşürmeyen hoca sponsoru bahane edip bekleneni yapıp ayrıldı. Ertesi gün de layık olduğu yuvasına gitti. Sonra da olması beklendiği üzere, daha önce Efes’e giderken yaptığı gibi, oyuncularımızın aklını çeldi ve en önemlilerini sırayla yeni takımına aldı. Alırken de bir güzel indirim aldı. Bizim sözleşmeli oyuncumuzun aklını çeldikleri yetmiyor, bir de üzerine indirim alıyordu…

Bizim 3 kupalı takımımızın yöneticileri ne yapıyordu peki?

Önce taraftarın “hoca” gazını almak için çok sevilen Erman Kunter’i aldılar. 3 kupalı, Euro League’de oynayacak takıma sponsor bulamadılar. Görüşmelere gitmediler, biz onların ayağına gitmeyiz, onlar gelecek dediler. Kimse de gelmedi. Olsun böylesi daha güzel dedik (en azından ben dedim). 6 milyon$ ayırıyoruz dediler. Ahmet Kandemir’in yabancısız takımını gören bizlere “yeter bile bu para” dedirttiler ve bunlar olurken hala daha kombineleri satışa çıkarmamışlardı. O gazla satılacak binlerce kombinenin sponsorları çekeceğini akıllarına bile getirmemişlerdi herhalde.

Hawkins, Arroyo, Erceg, Bonsu, Dudley gitmiş, yerlerine Jerrels, Vidmar, Cevher, Tutku, Muratcan alınmıştı. Bu isimler taraftarı memnun etmese de taraftar geçen senenin verdiği alışkanlıkla Efes’ten Cumhurbaşkanlığı Kupası alınırken yine görevinin başındaydı. Takım alışkanlıktan olsa gerek Efes’i saf dışı bırakmayı bildi. Bu başarı yönetime kombineleri hatırlattı ve kombineler satışa çıktı ama beklenen seviyeye ulaşmadı. Futbolda Batuhan’a verilen para, Cenk’e yapılan zamla basketbol takımına 3 tane adam gibi transfer yapılabilirdi ama biz futbolun kulübesine yatırım yapmayı tercih ettik. Euro League’e direk katılacağımız sezonda Avrupa’da dikiş tutturamamış Dasic, Markota, genç Christopher ve Falker ile başarı aradık. Top 16 öncesi gerekli başarıyı da yakaladık ve ilk turun bitimine 3 hafta kala Top 16’yı garantileyen nadir takımlardan biri olduk. Ligde güçlü bütün takımlara kaybeden bir takım olduk. Ciddi maçların hiç birini kazanamıyorduk ve bu Top16 öncesi alarmların çalmasına yetiyor da artıyordu bile…

Tutku’nun sakatlığı sonrası Dasic’le yollar ayrıldı. Ewing ile 1 numara açığı kapatılmak istendi. Yorgun savaşçı Vidmar’a destek olsun diye Nalga alındı ama takım alışmıştı artık mağlubiyetlere…

Top 16 başladı ve o alışkanlık lanetimiz oldu. Barcelona ve Siena maçlarının 30 dakikası hariç, takım bitik, yorgun, hırsı olmayan takım görüntüsü veriyorduk. Olan oldu ve ilk 5 hafta sonunda içeride dışarıda yendiğimiz Brose Basket ile “hiç galibiyeti olmayan” takım ünvanını paylaşıyorduk.

Bütün bunlar olurken hocaya olan saygımızdan olsa gerek hocayı eleştirmek aklımızın bile ucundan geçmiyordu. Konduramıyorduk.

Gelelim Erman Hocaya…

Bu yazıyı yazmaya başladığımda Telekom maçının ilk çeyreği bitmiş, çift haneli sayılarda fark yemiştik. Bu noktada ise fark 19 sayı ve öndeyiz. Bu maç da dahil olmak üzere bu sene 40 tane maç yaptık. Bir hücumumuzda bir elinde top olan guardımızın diğer elini havada gördünüz mü? Yani bir tane sete set hücum gördünüz mü? Sokak basketbolundan bir gram farkı olmayan, alan savunmasına karşı hücum edemeyen, alan savunması yapamayan bir takımımız var ve kimse ne oluyor demiyor! Erman Hocamızın kenarda bir gram hırsı yok. Jerrells isterse oynuyor, takım kazanıyor. Koca takım bir tane adamın eşref saatini bekliyor. Basketbolda her attığın sayı olacak diye bir kural yok. İyi savunma yaparsan, iyi hücum edersen kazanırsın. Takımda Vidmar’ın yedeği olabilecek bir tane adam yok. Geçen sene o zorlu süreçte süre alan Barış ise benche kazık atmış durumda. Aynı şekilde Kartal da öyle. Rotasyon adı altında boyna oyuncu değiştiriliyor, benche oturan oyuncu bir daha akla gelmiyor. Önde gidiyorsun, 9-10 fark yiyene kadar mola alınmıyor. Sahaya hırsla çıkan bir tane oyuncu yok. Her maç kaçırılan serbest atışlarla buradan Euro League’e yol olur, köy olur.

Kartal Özmızrak: Kenarda unutuldu gitti. Geçen sene yeri geldiğinde kritik maçlarda sayılarıyla takıma nefes aldıran, gelecek vaat eden oyuncumuz hayatta mı merak içerisindeyim.

Can Akın: Sakatlığı sonrası, süre buldukça daha iyi olacak belli ediyor.

Tutku Açık: Sakatlanana kadar çok iyi işler yapmasa da takımın önemli bir oyuncusuydu. Şuan takımın en büyük eksikliği ikili oyunları Tutku kadar iyi oynayan bir 1 numara.

Jerrells: Takıma değil kendine oynayan, takımı yönetmekten çok sayı atmaya çalışan, şu kadroda şu an için takımın her şeyi olan adam.

Serhat Çetin: Zaman zaman çok acele atışlar ve top kayıpları ile takımın ahengini bozsa da en sıkışılan anlarda bulduğu sayılarla takımın ilacı.

Patrick Christopher: Çok genç, çok daha iyi olacak ama bir türlü bekleneni veremiyor.

Muratcan Güler: Barcelona maçında yakalanan ivmenin başrol oyuncusu ama sezon başından beri bekleneni veremeyen bir başka isim.

Daniel Ewing: Ne yaptığını, ne yapacağını anlayamadığımız, “güya” kurtarıcı transferimiz.

Barış Hersek: Yeterince süre alamıyor, kendini geliştiremiyor ama burada hocadan çok O’na kızılmalı.

Cevher Özer: Bu takımda olmayı gerek kafa gerekse de karakter olarak hak etmeyen, 2 sene önce Galatasaray’a gittiği gün Beşiktaşlıların kafasından çıkan, etkisiz isim.

Damir Markota: İyi işleyen bir takıma çok şey katabilecek, Basketbolu çok iyi bilen ama bir tane seti olmayan takımda heba olan oyunculardan biri.

Gasper Vidmar: Keşke Fenerbahçe’den bonservisiyle alınsaydı dedirten performansı ile Avrupa’nın büyüklerine göz kırpan, mağlubiyete isyan eder gibi oynayan tek adam.

Randal Falker: Çok iyi niyetli olmasına ve 4-5 numara karışımı bir oyuncu olmasına rağmen, yokluk sebebiyle 5 numara oynatılan ve yetersiz kalanve asla kurtarıcı olamayacak bir oyuncu.

Cemal Nalga: Ewing’le aynı zamanlarda transfer edilen, çözemediğim bir başka adam.

Erman Kunter: İyi niyetine, bilgisine, becerisine kimsenin laf edemeyeceği ama gel gör ki bir gram hevesi, hırsı olmayan bir coach görünümü veren, Beşiktaşlılığına bir gram laf edemeyeceğimiz coachumuz. Ya kimya uymuyor, ya da bir şeyler ters gidiyor.

Abdullah Sözer ve Beşiktaş YK: Bir Basketbol seyircisinin “nerede maç izlemek istersiniz” sorusuna vereceği en son seçeneğe, Abdi İpekçi’ye maçları alarak taraftarı delirten, rakiplerine indirim yapmayı düşünen, Basketbol takımını gram düşünmek yerine yedek kulübesindeki yedek futbolcuya yapacakları zammı düşünen, 3 kupalı bir takıma sponsor bulmaktan aciz, suçu hep taraftara yıkan yöneticimiz, yöneticilerimiz… Avrupa’da tez konusu olursunuz; “alınmadık kupa bırakmayan bir takımın, bir branşın içine nasıl edilebilir” konusunun başrol oyuncuları…

Kolay gelsin Beşiktaş Taraftarı…

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Yorum Yok

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Şu HTML etiketlerini ve özelliklerini kullanabilirsiniz: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>