Category: Futbol

Deplasman Kombinesi- Hemen Şimdi!

Seneler sonra, kulübümüzün de ön ayak olduğu, hemen hemen bütün taraftarları sevindiren gelişmeyle birlikte derbilerde ve bazı yasakları yerlerde deplasman yasakları -şimdilik kaydıyla- resmen kalktı.
Karar alındığı gün, daha uygulamaya dahi geçilmeden hâyâller kurulmaya, zihnen hazırlıklar yapılmaya başlandı.
Maç günleri gelip çattıkça ise hayatın gerçekleri kendini gösterdi. Tribünde kimler olacak, kimlerin olacağını kim nasıl belirleyecek? Birçok şeyin sistematiği ve adalet kaygısı bulunmayan tipik bir doğu ülkesinde olması gereken olacaktı elbet. O anki yönetim kurulundan birilerini tanıyan, tribünde öyle veya böyle kendini kabul ettirmiş olan, yine önemli birilerini tanıyanları tanıyan ve tribünde kendini kabul ettirenleri tanıyanlar, ayrıca oy deposu derneklerin kontenjanına girenler, kulüp çalışanlarının Beşiktaşlı bile olmayan eşleri, çocukları derken tam bir hengame sürecinde listeler gelip gitmeye başladı. İş cinsiyetçiliğe kadar vardı, daha basılmamış biletler üzerinden imtiyazlı görüntüsü veren fırsatçılar dolandırıcılıklarını dahi gerçekleştirdi. Arkadaşın arkadaştan köşe bucak kaçtığı, telefonların açılmadığı, kardeşin kardeşe kinlendiği, bilet düşenin vicdan azabı, düşmeyenin dışlanmışlık ve kıskançlık duygularına kapıldığı kaotik ve sevimsiz bir süreç yaşandı. Yıllarca tecrübe edilmesine, nasıl bir fitneye sebep olduğu %100 bilinmesine rağmen, ayrıcalık kazanmanın ve bunu dağıtmanın verdiği hazzı yenemedik.
Dernekleri bilmeyiz ama tribün adına bugüne kadarkilerin belki de en dirayetli, en geniş kapsamlı, en iyi niyetli kalmaya çalışılan listeleri bireysel gayretlerle oluşturulmaya çalışılsa da en az 50.000 kişilik talebin olduğu bir ortamda %98′lik mutsuzluk ve şikayet oranı yakalamak kaçınılmazdı.
İlerde bu bireysel gayretlerin de olmayacağı göz önüne alınırsa, bu işin içinden çıkmanın çok basit yolu bir sonraki derbi gelmeden hayata geçirilmeli. Kısacası, İngiltere gibi içerde-dışarda her maça çok büyük talep olan bir ligde nasıl çözüldüyse öyle çözülmeli. Üstüne mevcut teknolojinin imkanları da eklenmeli. Bunun adına da Deplasman Kombinesi denmeli! Uygulama basitçe şöyle olabilir, tecrübe edildikçe daha da geliştirilebilir.

1- Sene başında Deplasman Kombinesi ürünü her taraftara açık olmalı. Minimum ödeme bedeli ligdeki 17-20 deplasmanın en az 1/3′üne yetecek kadar, bugünkü fiyatlarla yaklaşık 500-600 TL seviyesinde tutulmalı.
2- Deplasman bileti satışa çıkarıldığı zaman ilk 2 gün sadece bu kombine sahiplerine açık olmalı.
3- Alınan bilet bakiyeden düşülerek ödenmeli. Devretme hakkı olmamalı. Bakiye daha sonra aynı oranda artabilmeli.
4- Uyanık ev sahibi kulüp yönetimlerine karşı, ev sahibi takımın aynı kategorideki tribününden daha yüksek olarak belirlenen deplasman tribünü bilet fiyatı farkını deplasmandaki takımın kulüp kasası karşılamalı. Bu uygulama kulüpleri fakirleştirmeyeceği gibi artıracağı sadakat ve güvenle geri dönüşü kat be kat fazla olacaktır.
5- Bu sayede uçak-otobüs-konaklama planları da bilet garantisi olan, deplasmanı hayat tarzı olarak benimsemiş kişiler için çok daha uygun maliyetlere halledilebilmeli.
6- 2 günden sonraki biletlerin tamamı herkese satışa açık olmalı.

Deplasmandaki öncelik tribün geçmişiyle, cinsiyetle, dernekçilikle, tanıdıkla, yakınlıkla bağlantılı bir konu asla değildir. Enerji, yeterli maddiyat, fedakarlık, planlama, aidiyet, sadakat gibi kavramlarla ilintilidir. Bu hasetlerin tamamını gerektirmektedir.

Başta Beşiktaşlılar olmak üzere tüm Türk futbol ailesinin acilen bu konuya kafa yorması ve birer birer uygulamaya geçmesi dileğiyle. 10 sene sonra geriye bakıp- eskiden ne kadar ilkel yöntemlerle yapılırmış bu işler- diyebilmek umuduyla.

Adamcılık Ölsün Deplasmancılık Yaşasın.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Fulya’da Müdahil Oluyoruz!

15 Aralık 2015′te Çağlayan’da görülecek duruşma öncesi tarafımızı mahkeme ve herkes bilsin. Her kongre üyesi bu talebi yapabilir, kabul edip etmemek Hakimin takdirinde.

Fulya Dilekçe ÇG

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Biz Bize Beşiktaş’ı Konuşacağız

28 Kasım Cumartesi günü, saat 13.30′da, Bilgi Üniversitesi Santral İstanbul Yerleşkesi (Sütlüce)’de kongre üyeleri ve Üniversiteli Beşiktaşlılarla birlikte Beşiktaş’ın bugününü ve geleceğini konuşacağız. Yönetim Kurulu, Divan Kurulu, Denetleme Kurulu temsilcileriyle birlikte kulübümüzde aktif görev almış isimlerin ve basın mensuplarının katılacağı etkinlik için sınırlı sayıda yer bulunmaktadır. Katılmak isteyen Kartalların bjkpanel@yahoo.com adresine e-posta göndererek isimlerini kaydettirmeleri önemli rica olunur.

Konuşmacılar:
Bülent Topbaş, Fon Yöneticisi, Kongre Üyesi
SMMM Umut Şenol, CFO, Denetim Kurulu Üyesi
Ergin Aslan, Gazeteci, Kongre Üyesi
Çağrı Göksel, Enerji Ticareti Uzmanı, Kongre Üyesi
Av. Eren Güçarslan, Eski UNIBJK Başkanı, Kongre Üyesi

Moderatör: Erdem Ulus, Spor Spikeri, BJK Kongre Üyesi

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Yönetim Kurulumuz Dikkatine

15 Ocak 2015 tarihinde Yönetim Kurulu üyelerimize ilettiğimiz dilekçemizi yayınlıyoruz.

Sayın Beşiktaş JK Yönetim Kurulu’nun Dikkatine;

Sayın yöneticilerimiz; maalesef ki basketbol takımımız ezeli rakibimiz, Fenerbahçe Ülker’e 38 sayı farkla mağlup olarak hepimize kara bir gece yaşatmıştır. Bu sonuç bir Beşiktaş taraftarının kabul edebileceği bir sonuç değildir. Hele ki 6 günde Efes, Karşıyaka ve Fenerbahçe’ye yenilip kendi rakip kategorisindeki takımlara karşı varlık gösteremeden teslim bayrağını çeken bir takım olmak Beşiktaş gibi 112 yıllık köklü bir camiaya yakışmamaktadır. 2015 yılına geldiğimizde ezeli rakiplerimizin ciddi sponsorluklarla büyük yatırımlar yaptığı amatör branşlarda düşük bütçeli takımlar maalesef ki bu tarz büyük farklı skorlarla karşı karşıya kalmaktadır. Artık günümüz dünyası bu denli az yatırım yapılan amatör branşları kabul etmemektedir. Bu bağlamda kadın basketbol, kadın ve erkek voleybol takımlarımıza da takviyeler yapılması gerektiği ve Beşiktaş ismi ve armasının en tepede yer alması gerektiği aşikardır.

Futbolda süregelen derbi kazanamama illeti, rekabetçi kadrolar yaratılamaması, en ufak sakatlık, ceza, yorgunluklarda takımlarımızın düşmesi, sportif rekabetçi yönlerini kaybetmeleri, senelerdir ezeli rekabeti sürdürdüğümüz rakiplere karşı her branşta alınan sayısız mağlubiyet bizleri derinden üzmekte ve geleceğe yönelik kaygılarımızı arttırmaktadır. Takdir edersiniz ki gelecek neslin Beşiktaşlı olmasını sağlayacak en önemli motivasyon aracı derbi galibiyetleridir.Gerek teknik direktör / hoca / teknik ekip seçimlerinden, gerek takım kimyası ve kurgusundan, gerek var olmayan kadro derinliklerinden dolayı göreve geldiğinizin 34. ayında biz hala göreve geldiğinizin 5.ayındaki sıkıntıları konuşuyorsak bir yerlerde hata vardır diye düşünmekteyiz. Bu hatayı politika yapıcılar olarak çözmek sizlerin görev ve sorumluluğudur.

Stadımızın yapımındaki tüm engellere rağmen çabanızı görüp bizler ve taraflı tarafsız her kesim tarafından takdir aldığınız bir gerçektir. Lakin ayırt etmek gerekir ki; stat yapmak bir mükafat değil bir gereksinimdir. Ayrıca takımın hangi statta oynayacağını doğru bir şekilde planlamadan Atatürk Olimpiyat Stadı gibi ne oyuncuların , ne teknik ekibin ne taraftarın kabul edebileceği o futbolla alakasız yere göndermek de maalesef takımın puan kayıplarına yol açmıştır. O statta oynanan karşılaşmalarda bu sene sadece Feyenoord ve Tottenham’ı yenebilmek her şeyin özetidir. 2 senedir derbi kazanamadığımız, Anadolu takımları ile bile maç yaparken zorlandığımız Atatürk Olimpiyat Stadı yerine taraftar ve futbolcuların bütünleştiği Başakşehir Stadı hakkında daha fazla girişimde bulunmak yerinde olacaktır.Stadın gerek açılışı gerekse sonraki zamanlarda bize stat inşaatımızın sürdüğü günlerde stadını açmayan, zorluk çıkaran hiçbir takımın yöneticisi ya da başkanını da davetli olarak görmek istemiyoruz.
Sonuç olarak 2015′e her branşta ve derbilerde mağlubiyetle başlayan takımlarımızın bir an önce toparlanması ve sportif rekabetçi gücü yakalaması adına gerek teknik konularda , gerekse kadro kalitesi ve derinliği yaratacak hamleleri yapmanızı taraftar/kongre üyesi olarak talep ediyoruz.

Saygılarımızla.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

SABRIMIZ TÜKENDİ HAKKIMIZ BAKİ

Kriz yaratmada üstümüze yok. En taze polemiğimiz, İstanbul’dan zaten kalkıp gitmeyi %90’ımızın düşünmediği mecburi Ankara seyahatiyle oynanacak Sivas maçı için şaşırtıcı şekilde kombinelilerden üste para istenmesi hadisesi. Hafta boyunca kombinelilere yapılabilecek ayrıcalıklar, uygun şartlarla kaldırılacak otobüsler konuşulurken üstüne bunun gelmesi gerçekten amacı sorgulatır nitelikte.
İleri sürülen gerekçe ise gerçekten çok tuhaf. Henüz olmamış, yapımı sürdükçe süren bir stada kombine satılırken ücretsiz olarak sunulan Olimpiyat (halk arasındaki adıyla Zulümpiyat) imkanının sadece bu berbat statta geçerli olduğu savı. Zira herhangi bir sebeple Başakşehir’de, Kadıköy’de, Zeytinburnu’nda takım iç saha maçını, diğer takımlar lütfeder de oynayabilirse, kombinelerin yine geçersiz olacağına dair düz bir teori hakim. Bu da düpedüz taraftarı keriz yerine koymaya eşdeğer.
İyilikmiş gibi, öncelik hakkı tanınmış durumda para vermek isteyen kombineliler için. Halbuki basitçe, Salı gününe kadar maça gitmek isteyen kombineli taraftarımız varsa ücretsiz olarak biletini teslim alabilir, diğer günlerde satışı herkese açarak 13.000 kişilik yeri bloke etmemiş oluruz dense hiç kimsenin bir itirazı olmayacaktı.
Daha kombine alırken vaad edilen, pasoligle paylaşılan 25 TL’lik ücretlerin iadesinden ses seda yokken bu ikinci kazık hiç ama hiç olmadı.
Zaten hediye verdiğimiz Zulümpiyat’a da gelmiyordunuz, hediyeyi de geri aldık demek işi çözmez.
Zulümpiyat’a çıkarılacak kombine kaç tane satardı, 1000 mi, 2000 mi? 3000 diyecek çıkmaz sanırız.
Olmamış stadın promosyonunu geri almaya kalkmak, istediğimde stat, salon değiştirir senden bilet parası talep ederim demek, her branşta ve her kulüpteki taraftar için anlamsız ve bugüne kadar kimsenin aklına gelmemiş bir risk doğurmuştur.
O zaman sorarlar adama, sen neden Olimpiyat’ta oynatamıyorsun? Neden koca yaz çime bakım yaptırmadın? Yoksa gerçekten 30 Ağustos masalına kendin de mi inandın?
Stada atom bombası mı düştü de mücbir sebep kabul edeceğiz?
Kombinemi senin taahhüdünle almışım, ister giderim, ister gitmem. Sen o statta maçın oynanması için her türlü tedbiri önceden alacaksın. Alamadın mı, nerde oynanıyorsa hakkımı baki tutacak, üstelik ulaşım sorunumu da dikkate alacak, bana destek olacaksın.
E-bilet kanunu dayatmasına rağmen maça gelen, para veren, destek olan her taraftarı el üstünde tutmak gerekirken bu yapılanlar reva değildir. Sadece Beşiktaş’ta olur muhtemelen ama sadece Beşiktaşlıların sorunu da değildir. Bu tip şark kurnazlıklarına karşı bütün taraftarlara örnek olması açısından, Ankara’ya maça gitmek isteyen, bilete para vermek zorunda kalacak her Beşiktaşlı kendi bölgesindeki Tüketici Hakem heyetine başvurmalı ve Kartallarla kerizleri ayırmalıdır.
Hem vaad edilen ama üstüne yatılan 25 TL’lik pasolig parası için hem de bilete para verme garabeti için ayrı ayrı başvurmak üzere şu bağlantıya bakılabilir. http://www.tuketici.gov.tr/index.snet?wapp=nasilbasvurulur_tr
Bunda ne günah vardır, ne kulübüne dava açma ayıbıdır. Ayıp, taraftarı kulübünden uzaklaştırmaya ve Beşiktaş’ı tüketmeye çalışanlara, hak bize aittir.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

2014, 2004 Olmasın; Son 20 Senede 4 Olsun

bjk-logoÇocukken beklediğimiz 15 günlük Şubat Tatilleri vardı bizim, daha fazla kar yağsa da kartopu oynasak beklentilerin ilkiyken, geç kalkacak olmak ve sınav stresinin son bulması ile hele ki son sınav akşamı eğlencenin dozunun artması yaşımız büyüdükçe daha önlerde oldu.. Yani hep bir HEDEFimiz vardı..
Beklentiler değişti, ülke ve dünya konjonktürü değişti ama içimizde hep değişmeyen bir şey vardı, Beşiktaş’ı ne 15 tatilde, ne lig arasında ne yaz aylarında ne İstanbul’da ne deplasmanda ne seyircisiz maçta ne tarafsız sahada yalnız bırakmamak ve düşünmeden edememek.. Tek HEDEF Beşiktaş’tı yani..
Küçüktüm, ilkokuldaydım,  hayatım boyunca yeteneğim olmayan kötü bir figürle Metin – Ali – Feyyaz onlara orta yapan Rıza formanın önünde arma ve kocaman Beko yazısı çiziyordum, derdimi anlatabiliyordum en azından…Takım ben çizdikçe sanki daha çok gol atıyordu benim tüm kabiliyetsizliğime inatla .. Ankara’dan galatasarayın 5.golü geliyordu Beşiktaş İstanbul’da daha 2 ‘deydi ama ‘’Haydi’’ diyordu Kaptan Rıza Şifo’nun sırtına vurarak.. Elele koşuyorlardı golün santrasına.. Birlik vardı, takımdaşlık vardı, arkadaşlık vardı, onların elele koştuğu santra değil HEDEFti..
Şu anda da mesela en çok Veli koşuyor, yürekten oynayan adamı sevme serimiz vol.3456789422256721 olarak seviyoruz ailecek kendisini, mesela Holosko, Gökhan sürekli koşuyorlar, Necip kafayı kaldırmadan koşuyor, Deli İbo bu koşucu ekibin Ata’sıydı  koşularını gol pasına çevirse Barnebau’da koşardı ya Eski Kaptan..HEDEFini doğru koyamamıştı belki de..
Da Vinci ‘nin Şifresi’nden ibaret değil bazı şeyler, bir beklenti etrafında kümelenen insanlar ve onların stratejileri sonucu uygulamaların olumlu ya da olumsuz olması belirler sonucu, yani HEDEFin doğru koyulması gibi..
Yazının başlığını bulmam 1 dakikadan fazla sürmedi çünkü bu yazı da HEDEFe götüren bir yazı olmalıydı. 2014 senesi 2004’teki çöküşün tekrarı olmamalı ve 2014 senesi Beşiktaş için son 20 senedeki 4.şampiyonluğu olmalı. Benim HEDEFim buydu..
‘’Hedefimiz şampiyonluk’’ kelimesi çok defa kelam edildi kameralar karşısında, belki tamamen içten gelen bir inanca dair belki tamamen politika gereği. Biz taraftar olarak buna giden uygulamayı sahada görmek istedik ama maalesef ki 28 Aralık Sabah’ına ne Haftasonu ne Yeni Yıl Heyecanıyla değil, yüzler beş karış, hafif sinirli, kahvaltıda bir bardak çay yetecek olan, gazete ve televizyonla iletişimi kesmiş, belki gündüz 1-2 saat çıkarım kafasında uyandık. Mesela puan sıralamasında bir üstümüzde bulunan kasımpaşanın akhisara yenildiğini çoğumuz bilmiyor bile, yine aramızda 2 puan bulunan galatasarayın kayseri erciyessporla deplasmanda yapacağı karşılaşmayı çoğumuz izlemeyecek.. Çünkü HEDEFten gitgide kopan 11 tane adam ve Kutsal Forma’dan ibaret gelişmeler..
Zaten diğer takım taraftarları taraftar kalıp 90 dakika stada gidip biraz tezahürat biraz ıslık biraz çekirdek hoşbeş ederken, biz bir sabah kulübe gelen icra, diğerinde kulüp içi yolsuzluk, üçüncüsünde takımın en kritik adamlarının sakatlığı gibi taraftar kisvesinden uzak araştırmacı gazeteci / muhasebeci / doktor gibi unvanlarla geçiriyoruz günlerimizi. Aramızda adelede 1.derecede yırtığın kaç günde sahaya döneceğini bilmeyen yoktur.. Biz de HEDEFten saptık..
Acaba diyorum şampiyonluk kelamı edenler sene başında HEDEFlerini gerçekten şampiyonluk olarak belirlediler mi.. Oynadığı karşılaşmalarda % 45 gibi yüksek bir gol yüzdesi tutturan ama oynadığı karşılaşma sayısında devamlılığı olmayıp % 60 küsürlere tekabül eden Almeida ve 3 kez kritik şekilde sakatlanıp kendine güveni gitmiş Mustafa’nın yedeğini ameliyat masasından kalkıp ilk 4 hafta sahaya dahi çıkamayacak HEDEFi şampiyonluktan öte sağlığına sıhhatine kavuşmak olan Eneramo’yu mu almak olmalıydı HEDEF.. Ya da Türkiye Ligleri’nde Sergen, Tümer, Hagi, Alex, Batalla, Ilıc pozisyonlarının önemi belli iken o pozisyon için 2 senede 110 maç yapan fenerbahcede 10 maç oynayıp 3 gol atan sezer Öztürk müydü en büyük HEDEF.. Franco için bir HEDEF koyulmuştu mesela, ilk 1 sene Avrupa futboluna adapte etmek, 2 sene vitrine çıkarmak ve satışından para kazanmak.. Ama stratejide eksik kalınmıştı , franco ilk sene nerede işlenecekti, ilk turunda elenilen kupa maçları da çare olamazdı ki..
Vedat Kaptan , Rahmetli Güzel İnsan derdi ki ‘’atanınla tutanın iyi olacak’’ belki de seneler sonra ADAMlığı ZENGİN Tolga arkadaşımızla , üstündeki pası yüksek oranda silen iri dostumuz Almeida bu tanımlara ilk yarı boyunca uydular.. Atan da iyiydi tutan da, e neredeydi o zaman sorun. Neden biz 28 Aralık Sabahı, kendimizi laptop başında yazı yazarken buluyoruz. Neden biz ortalama 2.2 puanın şampiyon olduğu ligde Türkiye Kupası ve Avrupa Kupası olmamasına rağmen 1.8 puan ortalaması yakaladık, neden biz 0.85 gol altında yiyenin şampiyon olduğu ligde 1.1 gol yiyerek bunun %30 üstüne çıktık. Neredeydi hata, neredeydi yanlışlık, yoksa HEDEF şampiyonluk değil miydi.. Mesela takımın en umut vaadedeni Oğuzhan kardeşimiz neden 17 resmi maçın sadece 9’unda oynadı, mesela neden sakatlar listesi büyük eşittir esame listesi oldu, mesela neden sene başında Ağustos ayında ‘’bu adamın sözleşme imzalamadığı her gün sorun olur, ya elde tutulsun ya satılsın diye’’ futbol dâhisi olunmasına gerek olmadan tavsiye niteliğinde yazılar yazılan fernandes sorunu ile uğraşıyoruz. Geçen sene aynı dönemlerde elimizde bu sorunun aynısından bir tane daha nurtopu gibi sorunumuz yok muydu. Peki geçmişten ders almak, aynı hatayı tekrarlamamak sadece süslü sözlerden mi ibaret..
17 Haziran Sabahı’na seçilmiş bir Başkan ve bir önceki yönetimine göre % 50 değişen oranda yönetici ile uyandı Beşiktaş Camiası. Seçim dönemi vaadleri, transfer haberleri, yaz günü beyaz gömlekle koşturmacalarından artık mutlu 18-19-20 Haziran’lara uyanmaktan başka derdi yoktu Beşiktaşlı’nin . İki kutuplu seçimde kaybeden tarafında yer aldığımdan sandıklar kapandığında elini sıkıp tebrik edip başarı dilediğimden , sosisli meyve suyu ısmarladığım dostlara dek herkes Mutlu Beşiktaşlı sabahlara uyanmak istiyordu. Ama 28 Aralık Sabahı hiç kimse mutlu uyanmadı..
Küçükken beklediğim Şubat Tatilleri artık yok, ben de artık çok fazla çizmiyorum zaten, tatilleri de beklemiyorum, kuru soğuk var havada.. Neyse Adana Programı güzel görünüyor, Adana Yarışları için yazıp karalayayım birşeyler belki YOLumuzu buluruz..
He unuttum sanmayın, ‘’O MAÇIN TEKRARI SEVE SEVE OLACAK’’…
Özgür Sezer

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

El oğlu için kaptanını harcamak!

Basına ayrıntıları yansımaya devam eden malum kavgada Beşiktaş kaptanının bir tepkisi var, haklı mıdır haksız mı buna tribünler karar verecektir. ‘Fenerin artıkları gelip burada artistlik yapamaz” diyor okuduğumuza göre.

Diğer yanda, belli hizmetleri karşılığında transfer olduğu fenerbahçe’de tutunamayıp, başkanın garip ısrarıyla paralar saçılan, 10 dakika top oynamadan gece kulübü kavgalarıyla ve sakatlıklarıyla anılan bir Sezer Öztürk profili var karşımızda. Üstüne üstlük kendisini yanlışları konusunda uyarma yetkisine ve hakkına sahip, 2 hafta öncesine kadar adam gibi adam, büyük kaptan diye bağrımıza bastığımız İbrahim Toraman’a saygısızlığı kabul edilir cinsten değilken takım disiplini adına ikisinin de ipinin çekilmesi belki çok yanlış değil ama bana hiç adilane gelmiyor. Futbolculuğu tartışılır, iyi ön liberodur kötü stoperdir fark etmez, ama Baba Hakkı’nın futbolcu kovalama hikayeleriyle büyüyüp Beşiktaş kaptanından saha içi ve dışında birçok şey bekledikten sonra üç günlük şımarık topçu için Toraman’ı kaybedersek vefasızlıkta ün yapmış bir camia olarak en fazla halkaya bir yenisini daha ekleriz. Birilerinin gelip para kazanıp sonra çekip gittiği, camia olamayan, sosyal tarafını iyice yitiren bir kulüp olup çıktık zaten.

Hatadan dönülmesi umuduyla, kaptana katılıyorum, başkandan torpilli de olsa Fener’in artıkları gelip burada artistlik yapamaz, burası Beşiktaş!
Çağrı Göksel

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Bizi bu iyimser kafalar mahvetti!

Futbol duygusallığın oyunu. Mantık ikinci planda olmasa ne bu kadar kafa yorulur üzerine, ne de bu kadar tutku, sevinç ve üzüntüden yıkım olur.
Mantığın geri planda kaldığı yerde ise aşırı iyimserlik, beklentilerin karşılanmaması ve derin hayal kırıklıklarına davetiye çıkarılır her zaman. Hele ki sistemli bir yapı kurmak yerine günübirlik kararlar ve kişilere göre değişen yapıları tercih eden idareciler, sık sık boşa çıkan vaadleriyle kendi koltuk keyiflerini geçici bir süre daha uzatırken milyonların duygularını ezip geçiverirler. İşin acı tarafı, daha sonra en büyük hedef tahtası da suçluyu arayan taraftarca, en baştakiler olur. Daha da kötüsü, çarpık kongre yapıları ve çatır çatır adam harcayan sistem yüzünden bu boş vaad ustaları kendileri istemedikçe kolay kolay iktidarlarından da olmazlar. Ülkeye bak, ülke futbolunu çöz kısaca.
Bu derdi tek yaşayan camia olmasak da tek derdimiz Beşiktaş olduğu için Önce Beşiktaş’ın ve Beşiktaşlının medet ummama listesini hatırlatalım istedim. Misal;
- Sergen 5 maç üst üste oynamaz, mutlaka sakatlanır veya formdan düşer
- Baki Mercimek yeryüzünde hiçbir üst düzey takımda oynayamaz
- Quaresma’ya o paraları Araplar bile zor verir, verim almak imkansızdır
- UEFA, PFDK, Yargıtay, hiçbir zaman hakkımızı ortaya koyamayız, Başka suçlular yüzünden biz mağdur ediliriz
- Hiçbir hakem aleyhimize karar verirken korkmaz
- Fener’in Cimbom’un başarısız olmuş eskileri Beşiktaş’ta da dikiş tutturamaz, faydalı olamaz
- Eneramo, dağıtmadığı savunma kalmasa da gol kralı olamaz, Almeida hiç olamaz
- Basket takımı 4. olursa öpüp başımıza koyabiliriz
- Yeni İnönü inşaatı bir senede bitmez
- Hentbolda Avrupa’da, diğer branşlarda bir süre daha Türkiye’de dahi başarı hayaldir
- Doğruları söylemek büyük cesaret ister ve Sayın Başkan’da bu meziyetler maalesef gelişmemiştir
- Y.D. bir kuruş hibe ederse 10 kuruş zarar vermiştir, o aile karşılıksız günahını vermez
- Devasa borçlar öyle 1-2 yılda bitmez
- Barcelona kadrosu da bizde olsa 4 sene üst üste şampiyon yaptırmazlar
- Kurban kesince sakatlıklar azalmaz, teknik ekip ve sağlık ekibi değişince azalır ki öyle oldu
- Altyapıdan her yıl 1-2 oyuncu çıksa mucizenin diğer adıdır

Bu listeye isteyen istediği eklemeleri yapabilir zira bu liste bitmez. Son olarak iyimser olmayı gerektirecek şeyler de yok değil. Meblağlar çok memnun etmese de önemli sponsorluk anlaşmaları, bir emek sonucu artan pazarlama gelirleri, yetenekli yerli oyuncularla doldurulan kadro ve ülkenin en iyi teknik direktörüyle şampiyonluğun en büyük adayı olduğumuz gerçeği. Bir de tabii ki bitmeyen sevgimiz.

Beşiktaş’ın başına daha çok musibetler gelecek elbet ama sevenleri bu kadar fazla oldukça hep yaşayacak. Yine de kötü günümüz iyi günümüzden muhtemelen hep bir fazla olacak, o yüzden sürekli her yapılanın doğru, her şeyin iyi olacağına inanmaktan vazgeçelim ki gerçekçi olalım, temel sorunların üstüne gidelim ve düzeltebilelim. Her şeye alkış ileri götürmez, sadece birilerinin düzenini devam ettirmeye yarar. Bu yıl bana göre tek iyimser kalmamız gereken nokta futbol A takımın şampiyonluk hedefi. Onun dışında bir şeylerin düzeleceğine ve eskisinden güzel olacağına inanmak güç ve altı boş. Her şeye rağmen en güzel günler ve en büyük başarılar Önce Beşiktaş’ın olsun!

 

 

 

Çağrı Göksel

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Derbide neden tedbir yerine teşvik vardı?

derbiYine çok isteyip de futbol konuşamadığımız bir derbi geride kaldı. Kıracağımız olimpiyat rekoru dışında sıradan bir maç günü sanıyorduk oysa ki biz o günü, milyonlarca futbol seyircisi olarak. Kapı kırmanın, içeri atlamanın bu kadar kolay olacağını bilse 80.000 kişi kombine ve bilet almaya gerek duyar mıydı, orası meçhul.

İşin özü, ne saha dışında doğru dürüst bir arama, ne de saha içinde bir polis kordonu, herhangi bir güvenlik tedbiri görmedik o gün. Zaten komplo teorileriyle yaşayan bir milletiz, Fıratın müthiş şovuna tanık olduktan sonra sahaya girmenin de en az tribüne girmek kadar kolay olduğuna şahit olunca insan huylanmadan edemiyor.

Kabulümüzdür, maçın son dakikalarına acayip iki golle mağlup girmenin yarattığı hayal kırıklığı ve rakibin alışılageldik çamurlukları hepimizi çıldırtıp ‘Ya Allah Bismillah’ sesleriyle sahaya inenlere köstek yerine destek olmamızı getirdi. Lakin her şey bitip de kabustan uyandığımızda kulüpçe cezaları yine kucakta, Beşiktaşlıları gözaltında, hatta olaylarla ilgisi dahi olmayan hem Beşiktaşlı hem diğer takımlı tribüncüleri ters kelepçe görünce ‘Nasıl bir tezgahtır bu?’ sorusu aklımıza gelebildi.

Taraftar yine festival yapayım diye geldiği yerde canavarlaştırıldıktan hemen sonra örgüt davası adı altında, daha önce herhangi bir maçta herhangi bir sebeple ceza almış ellerinin altındaki insanları, nedense şafak operasyonu yaparak itibarsızlaştırmaya, günah keçisi ilan etmeye çalışanlar hem kendi başarısızlıklarını örtmek hem de Türkiye’nin gerçek gündemini saptırmak amacında olmasınlar? Bu arada sağolsun ezeli belalımız Vatan gazetesi başta, tetikçiler de hedef gösterme yarışına girişmiş durumda.

Takım bunları atlatır, 4 maçı seyircili veya seyircisiz en az hasarla geçer, çalkantılı ve iyice kırılgan hale gelen rakiplere karşı birkaç adım öne geçeriz kısa sürede, sorun değil. Ancak sabaha karşı ailesinin, çoluğunun çocuğunun yanından alınan bütün taraftarlar nasıl atlatır bütün bu suçlamaları, adalet arayışı nasıl sonuçlanır, kestirmek güç.

Herkes bilsin ki bu tutum içimize sinmemiştir,

Başta Alen Markaryan olmak üzere bütün suçlananlara acil adalet diliyor ve bunu hemen şimdi istiyoruz!

Her şeyden ÖNCE BEŞİKTAŞ diyenlere ve tüm futbolseverlere saygılarımızla.

Çağrı Göksel.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Çok Az Maliyetle Güçlü Kadro Mümkün!

İnönü’ye efsanevi bir koroylo, mükemmele yakın bir futbolla veda ettik. Bütün sezon takımı tüm uyarılara rağmen bu destekten mahrum edenler, deplasmanda toplanan onca puana rağmen ne acıdır ki şampiyonluğu heba ettiler…
Bir şey daha görüldü ki taşlarla oynanmadıkça (hele kritik maçlardaki skandal hamleler olmasaydı!) her hafta 1-2 kişi sakatlanmadıkça (amatör sağlık ve teknik ekiplere yol verilirse!) bu kadro tecrübeli yabancılara ve milli takımda yer bulamasa da kaliteli yerli ayaklara sahip güçlü sayılabilecek bir ekip. Öyle kimsenin çapsızlığı kadar onunculuğa filan asla oynamazdı, adamı döverler!
Forvette çekilen acılara Mustafa geri dönerek en iyi ilaç olmuşken ülkenin tek yerli solbeki İsmail de dönecekse o taraf da hallolmuş demektir. Aksi takdirde paraya kıyılıp bir solbek bulmak şart. Kalede Mcgregor tutmadı, 2-3 milyon avroya alıcısı da varken hemen elden çıkarılıp İstanbul yolu gözleyen Tolga Zengin en çok 1 milyon avroya Trabzondan söküp alınmalı. Bonservissiz Holmenle orta sahada çift yönlü oynayacak adam eksikliği giderilirken 2 milyon avro civarı bir bedelle Eskişehirli Veysel gelip hem sağ bekte Hilbertle hem de önde Necip’le değişmeli oynar. Defansta Escude-Sivok pozisyon vermediler, korunmalılar, genç Emre hakeza hangi maç oynasa sol tarafı Herkül gibi savundu. Hilbert de kendini gösterdiği zaman alternatifsiz, tribi bırakıp elde tutulmalı. Orta sahada Fernandes-Oğuzhan memleketin en iyileri zaten. Olcay’ın da katkısı ortada. Kadro genişliği için yine Eskişehir’den, (alacaklarına karşılık) bonservissiz eski oyuncumuz Erkan Zengin kesinlikle tekrar takıma kazandırılmalı. Veli ise koşup top kapsa da kafamızda saç bırakmadığı için yollar ayrılıp, 2-3 milyon avro gözden çıkarılarak Antepli Medunyanin gibi bir orta saha şart. Cenk-Ersan-Toraman-Necip-Gökhan-Holosko muhteşem bir yedek kulübesi olacaktır. Bir de Almeida’nın her sakatlığında karalar bağlamamak için yine bonservisi elinde Eneramo tankını tutup getirmeli acilen. Niang görevini yapsa da artık bünyesi bu seviyeyi kaldırmıyor anlaşılan. Keza Dentinho,Uğur,Mehmet Akyüz ve Akgün yine Beşiktaş’ın topçusu değiller. 
Kısacası 7 yolcu (Mcgregor,Veli,Niang,Dentinho,Uğur,Mehmet Akgün-Akyüz) ve 5 tane ilk onbire (İsmail-Tolga-Veysel-Medunyanin-Holmen) 2 tane de kulübeye tabanca gibi adamla (Erkan-Eneramo) büyük işler başaracak bir kadro kurulabilir. Paraları saçmaya ve çekirdek kadroyu dağıtmaya hiç ama hiç ihtiyacımız yok. Takıma layık bir hoca ve nokta transferler gelmesi yeterli.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Samet Aybaba

Sezon başına dönecek olursak, teknik direktör arayışında olan yönetimimiz Rıza Çalımbay ile masaya oturuyor ve 2 kez anlaşmış olmasına rağmen Sven Goran Eriksson ile de eş zamanlı görüşmeler yapıp bir de ön protokol imzalıyordu. Bu esnada sözle anlaşılan Rıza Çalımbay ve Sven Goran Eriksson’dan bir anda vazgeçilip, ibre kapalı kapılar ardında Samet Aybaba’ya dönüyor ve görüşülüp anlaşma sağlanıyordu. Bu anlaşma sonrası, daha önce imza attırılan Sven Goran Eriksson’a ise imza bedeli olarak belirli bir miktar para ödeniyor ve Feda sezonuna gerçekleşmeyen transfere para ödemek zorunda kalarak başlanıyordu.

Rıza Çalımbay ile anlaşılmış olmasına rağmen sebepsiz bir şekilde vazgeçilişi, Sven Goran Eriksson’a ise İstanbul`a dahi gelmeden ödeme yapmak durumunda kalınması gibi hata içeren durumların varlığı ile birlikte Samet Aybaba ismi camiada o dönem içerisinde tepki aldı. Samet Aybaba ismine o dönem içerisinde tepki verenlerden birisi olarak kendisi hakkındaki düşüncelerimin kesinlikle son haftalarda yaşanan düşüşle alakası olmadığını, genel manada düşüncelerimin zaten bu doğrultuda olduğunu belirtmek isterim.

Göreve başlamadan önceki söylemleri ile göreve başladıktan sonraki icraatları karşılaştırıldığı zaman Quaresma konusunda net bir şekilde kendisi ile çelişmiş ve Beşiktaş serüvenine bırakmış olduğu bu çelişkili imaj ile başlamıştır. Kaldı ki Beşiktaş taraftarının bulunduğu makama saygısı dolayısı ile tribünlerden fazla bir tepki almamıştır.

Sezonun ilk yarısında takımda işler yolunda gidince aslında hataların da üstü örtülüyor ve ufak tefek yanlışlar görmezden geliniyordu. Samet Aybaba her alınan galibiyet sonrası kameralar karşısına geçip “Biz” ifadelerini kullanarak “Bu takım bizim eserimiz” imajını veriyor ve aklına gelen her fırsatta ise takımının yeterli olduğunu ve transfere gerek olmadığını savunuyordu. Dediğim gibi birtakım yanlış ifadeler, gereksiz demeçler takımın iyi gitmesi sonucu sümen altı ediliyor görmezden geliniyordu.

Ligin ikinci yarısı ile birlikte başlayan düşüş Samet Aybaba’yı da bir şekilde değiştiriyor, her maç sonrası verdiği demeçler ile futbolcularını eleştiriyor ve galibiyetlerde ifade edilen “Biz” ortadan kalkıyordu. Her mağlubiyetin sonunda futbolcular eleştiriliyor ve mağlubiyetlerden sorumlu olarak sahadaki isimler gösteriliyordu. Kimi zaman Fernandes, kimi zaman Ersan hatta sakat olduğu için sahaya çıkamayan Almeida bile bu durumdan nasibini alıyordu. Aynı zamanda sakatlıkların da etkili olduğu “Takımımız yetersiz” demeçleri başlıyor ve özellikle sol bek konusunda dert yanan Samet Aybaba, oysa ki sol bek için Gökhan Süzen’i isteyen ve getiren kendisi idi.

Buraya kadarki kısımlarda bile gerekli tepkiyi ben dahil hiç kimseden almadı Samet Aybaba. Taraftar takıma inandı, halen daha inanmaya devam ediyor.

Fakat son olarak Oğuzhan Özyakup hakkında yapmış olduğu açıklamalara gelince;

Neden insanlar her şeyi kendi elleri ile berbat etmeye bayılırlar anlamıyorum.

Hangi akla hizmet hangi mantık ile çıkıp böyle bir açıklama yapma gereği duyduğunu ise hiç anlamıyorum. Hele ki yıllardır genç futbolcu yetiştirmesi ile övünen Samet Aybaba`nın…

Oğuzhan Özyakup konusunda “Çok uyardım dinlemediniz bakın halini görüyorsunuz” diye bir söz kullanmış basın ile sohbetinde Aybaba.

Yani her zamanki gibi yine tek sorumlu olmayan sensin.

Oğuzhan’daki düşüşten taraftar olarak bizler, yöneticiler, gazeteciler, takım arkadaşları herkes sorumlu bir tek hocası olarak sen sorumlu değilsin yani…

Galibiyetler sonrası göğsünü gerip, mağlubiyetler sonrası futbolcularını basının ve taraftarın önüne atmak mı hocalık anlayışın?

Peki o halde “tanısa herkes sever dediğin, benim yıldızım olacak” dediğin Batuhan`dan kimler sorumlu?

Vallahi yazık billahi yazık yem ettiğin, hedef gösterdiğin kaçıncı futbolcun bu…

Teknik adam Samet Aybaba olmasaydı şu anda izleyin siz Adnan Aybaba şovlarını. Herkesi eleştiren yerin dibine sokan Adnan Aybaba abisi teknik adamken sesi bile çıkmıyor. Yazıklar olsun düzeninize…

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Çaktırmayın Onlar bizi Gençlerbirliği sanıyor!

Elazığ’dan zafer şarkılarıyla dönen otobüslere, uçaklara sebep olanlara teşekkürler. En başta oyuna direkt etki eden müdahalesiyle hocaya ve gol atmak için her şeyi kapasitesi ölçüsünde yapan Olcay’a Holosko’ya, kıymetlimiz Oğuzhan’a ve diğer futbolcularımıza minnettarız. Huyumuzdur iki puan kaybında karalar bağlamak, ilk galibiyette şampiyonluk matematiğine başlamak ama bu sene biraz daha farklı sanki. Puan kayıplarına en ufak şaşırmamakla, her maç 3 atacağımıza olan inancın derecesi neredeyse aynı, insan ruhuna acı verici olsa da! Çıkışa geçtiğimiz forma diye rengi solana kadar kırmızı formaları üzerinden çıkarmayacak kadar hurafelere bel bağlayan, gizli hedef dilerken kendi sahasında genelde deplasmandan başarısız olan kırmızı siyah Gençlerbirliğine iyice benzeyen bir takım olduk maalesef. Oyuncularımız da Beşiktaş formasının ağırlığından korkuyor olacak ki ısrarla siyah beyaz giymiyorlar, tt arenada dahi
rakibin ana rengini tercih etmeye çalışarak bizi utandırabiliyorlar!

Anlaşılan o ki bu sezon yine bir çıkış yakalayacağız inşallah,ta ki yeniden zirveye, en tepeye çok yaklaşana dek. O gün geldiğinde ise yine eller ayaklara dolaşacak, umutlananlar utanacak,ikincilikle yetinilecek. Yine de yarışın içinde olmayacağına kesin gözüyle bakılan Beşiktaş küllerinden doğmaya devam edecek.Bir facianın eşiğinden döndü bu kulüp, yeni statla birlikte borçlarını çok daha hızlı eritir hale gelecek ve o güne dek sadece oyuncu ithal eden değil umarız ki iyi paralara oyuncu da ihraç edebilen, kendi yağında kavrulan, zengin görünen ciğeri beş para etmez adamlara muhtaç olmayan bir yapıya da kavuşacak.Yeter ki hakları savunulmaya, kuruşunun hesabı yapılmaya ve idareyi profesyonellere devretmeye istekli olunsun. Her sene şampiyonlar ligi,3 senede refaha çıkarır bizi.Kalamadığımız yıllarda da eksi yazmayız en azından, bir futbolcuya kulubün tapusunu verme dönemleri bitti en azından, bitti çünkü vere vere kalmadı. En dibe vurmak gerekir bazen hayatta,ondan sonra gittiğiniz her nokta daha yukarısıdır. Kartalların
esas yeri ise bellidir, gizlisi saklısı yok, başkalarının ulaşabileceği Zirvelerin de üzerindedir.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz