Category: Futbol

Sana Kaldıysak..

Samet Aybaba takımın başına getirildiğinde taraftarın büyük çoğunluğu benim gibi bu karara karşıydı ama öyle bir hale getirdiler ki durumu herkes kabul etmek zorunda kaldı. Görüşülen diğer teknik adamlarla neler oldu bilinmez elde sadece Samet Aybaba kalmış gibi lanse edildi ve bu seçimi şirin göstermek amacıyla boş sözleşmeye imzaladı, transfer istemedi gibi haberler çıktı.
Takımın başına geçince ilk Q7 krizi patladı. Adam haklıydı, sözleşmede yazıyordu ve parasını istiyordu. FEDA! etmek zorunda değildi ama zorlandı! Samet Aybaba ise belki Q7′nin karizmasından belki de sözünü geçiremeyeceğinden çekinip otorite kaybı korkusuyla kestirip attı!

Bir teknik adamın bir futbolcuyu kazanmak için çaba harcaması gerekirken nedense Batuhan için gösterilen emek ya da istek Q7 için gösterilmedi.

Sonuç ortada, ard arda kaybedilen puanlar! Q7′yi savunuyorum sanmayın ama görünen köy klavuz istemez. Q7′den beklenen fedakarlık onsuz kaybedilen puan ve gelirlerden daha az değil midir? Amaç nedir? Futbolcunun piyasasını mı düşürmek? Yine kulübe zarar değil midir bu? Manavlar bile çürük çarık meyveleri parlatıp tezgahın önüne koyarak hızlı elden çıkarmayı akıl etmişken biz adamı mundar ettik elimizde patladı…

Dün derbi oynandı ve acil puanlara ihtiyacımız varken yine puan kaybettik. Olabilir teknik ekip yanlış kadro seçmiştir, hakem yanlış karar vermiştir, top bizi sevmemiştir her şey ama her şey olabilir ama bir teknik adam Burak Kaplan ve Tanju Kayhan’ın durumlarının sorulması üzerine, ‘Biz bu oyunculara kaldıysak vay halimize. Beşiktaş’ın uzun süre içinde olmalarına rağmen fazla şans bulamamışlar. Beşiktaşız, büyük takımız, kötü günler geçirebiliriz ama hiçbir zamana oyuncumun eksikliğinden yakınmayacağım. Başka yapacağım bir şey yok.’ şeklinde bir açıklama yapamaz . Sen gelirken Samet Aybaba gençlere önem veriyor onlara şans tanır bu sene kayıp bile olsa seneye altyapıdan gelen gençlerden kurulu bir takım oluruz diye düşündü birçok kişi, sen ne yapıyorsun? Puan kaybında topu gençlere atıyorsun. Olmadı, yakışmadı!

Aşağıdaki istatistikler de bize aynısını söyletiyor ne yazık ki Samet’e kaldıysak vay halimize…

93-94 Kayserisipor ligi 13. bitirdi
94-95 A.Demirspor lig sonuncusu
97-98 Ankaragücü 13. bitirdi
98-99 Ankaragücü 14. bitirdi.
99-00 Vanspor lig sonuncusu
00-01 G.Birliği ligi 10. bitirdi.
06-07 G.Antepspor ligi 11. bitirdi.
07-08 Bursaspor ligi 13. Ç.Rizesipor ligi 15. bitirdi
08-09 G.Birliği ligi 14. bitirdi
10-11 Bucaspor ligi 11. bitirdi.

 
Not: Yazı sabah yazılmıştır ama teknik nedenlerden ötürü yayına girmemiştir.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Deplasman Haktır!

Her taraftarın hayal edip yapmak istediği şeydir deplasman tribününde kendi takımının ismini haykırmak.Yazın fikstür açıklanırken, iç saha maçlarından çok deplasman maçlarının tarihlerine bakılır.Sonra bütün yılın planları yapılır, o tarihlerde izin almaya, vize-finalin gelmemesi hesaplanır.Hava şartlarının ne olduğu düşünülmez bile..Çünkü taraftar bilir ki, “En güzel deplasman, daha önce gidilmemiş olan deplasmandır”.T.T

Gideceklerin isimleri belirlenir,paralar toplanmaya başlanır, otobüs ayarlanır ,biletler önceden halledilmeye çalışılır sonra başlanır makaraya.Gidilecek şehirlerin neyin meşhur olduğundan tutun da plakası bile ezberlenir.Arma sevdalısı olunduğu kadar boğazına da düşkün olan insanlardır onlar.

Binbir zahmetle gidilir kilometrelere aldırış edilmeden. Yolda, şeritlere devamlı bakıpta başı dönen çocuğun kafası vardır.En güzel besteler ordan çıkar,en güzel dostluklar orada  kurulur, en güzel şarkılar orda söylenir. Mola sınırsızdır. Şehir merkezine gelindiğinde derin bir iç çekilir, başka boyutlarda olunur. Polis araması bittikten sonra konvoyla gidilir stada.Tek turnikeden girmek bile güzel günü mahfetmeye yetmez. Azınlık olmak zordur ama bazı şeyler için imkansız değildir. Evsahibi taraftardan daha çok ses çıkartmak için çaba harcanır.Kız arkadaşını mekanda beklemek ölümdür ama maçtan sonra kapıları açılmasını beklemek keyiflidir.O bekleme sırasında Cem Yılmaz’ın pabucu dama atılmıştır, orjinal espriler döner ortalıkta. Otobüse binilir ve dönüş için tozlu yollar aşındırılmaya başlanır derken otobüste “kaptan arkaaaa kapııııııı” sesleri yükselir…Belki camsız dönülür, belki otobüsü itmek zorunda bile kalınır.İsyan etmenin faydası yoktur gülü seven dikenine katlanmak zorunda olunduğu bilir.

..

..

 

Bu yukarda anlatılan olayların heyecanın onbucuk mislisi , aynı iki şehrin takımın mücadelesinde yani “derbi”de yaşanır.

Deplasmanda akıllarda hep güzel şeyler kalır deplasman zordur,keyiflidir, mutluluktur bir o kadar da HAKTIR. Bu hakkı, kimse gasp edemez. Sırf evsahibi takımın yöneticileri istemiyor diye deplasmana yasak koymak, demokratik bir toplumda diktatörlükten başka birşey değildir.

Bu sene dileğimiz ve arzumuz deplasman yasaklarının kalkmasıdır. Bu hafta oynayacak Beşiktaş-Galatasaray maçı tarihi bir fırsattır.Bu fırsatı tepmeyin..

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Sezona Başlarken

Ve sonunda futbola olan hasretimiz bu hafta sonu bitiyor.Beşiktaş’ın henüz kesinlik kazanmayan mevcut kadrosundan oluşan futbol takımı 2012-2013 sezonunu açmaya hazırlanıyor.Transfer haberleri devam etse bile gözlerimiz şu an oluşan kadro ve oyuncuların üzerinde olacak.Samet Aybaba yönetiminde çıkacağı ilk maçta ne kadar başarılı olur takım onu bu pazar akşamı hep birlikte göreceğiz.
 

 

Geçmiş 20 yılın sezon açılışlarında Beşiktaş’ın durumu pek parlak değil.20 maçta 9 galibiyet,6 beraberlik ve 5 mağlubiyet  alan Beşiktaş ezeli rakipleri arasında sezonu en çok deplasmanda açan takım.Nedendir bilinmez Beşiktaş kalan 9 maçta sezonu deplasmanda açmak zorunda kaldı.Geçtiğimiz  10 sezonun ilk hafta maçının 9 tanesini deplasmanda oynayan Beşiktaş’ın evinde sezonu açtığı son maç ise 2007-2008 sezonunda oynadığı Konyaspor maçı, bunun yanı sıra ezeli rakipleri gs son 10 yılda 6 maçı evinde oynarken,fb ise sadece 6 deplasman maçına çıktı.
 

Geçen 20 açılış maçında deplasmanda oynadığı 13 maçta 4 galibiyet,4 mağlubiyet ve 5 beraberlik alan Beşiktaş’ın 13 maçının 9′u puan kayıplarıyla geçti. Evinde ise oynadığı 7 maçta 5 galibiyet alan Kartal,bir mağlubiyet ve bir beraberlik ile daha başarılı oldu.
 

Sezon açılış maçlarında attığı 32 gole karşılık 21 gol yedi.Maç başına 1,52 gol ortalamasıyla oynayan Beşiktaş,kalesinde ise ortalama her maç 1,05 gol gördü.Beşiktaş deplasmanda oynadığı üç maçta gol bulamazken,ilk maçlarda evinde ise rakip kaleyi hiç boş geçmedi.
 

Hafta sonu oynanacak maçın sonucunu tam olarak kestirmek zor.Bildiğimiz tek şey biz Beşiktaş’ı çok özledik.İbb ve Olimpiyat şanssızlığını da hesaba katarsak pek parlak bir tablo gözükmüyor ama istatistiklerden bile Önce Beşiktaş.

 

 

Cem Gürsu

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Madem ki!

Madem ki bu saltanat kalmayacak, sen onu bir şimşek farzet, çaktı, söndü. Ebedî
kalmayacak mülkü, gönül, bir rüya bil! –Mevlana- …

Madem ki deyip ‘’keşke’’ciler duvarına bir çizik  atmak mı yoksa geleceğe umutla bakan ama bunun bir dayanağı olmadığını sadece geleceğin somut bir varlık olmadığından dolayı yarattığı soyut mutlululuk ve beklentileri savunmak mı…

Ortak duygusuz sonuç, ‘’mutsuzluk’’. Bir parça duygu barındırıyorsa ‘’beklenti ve heyecan’’… Bizim lugatımızda‘’emek ve mücadele’’.

Madem ki müşteri odaklı çalışıp müşteri istek, ihtiyaç ve beklentilerine karşılık vererek kârlığı arttırıp, işletmenin devamı ve büyümesini sağlamak gibi ‘’duygular dışı’’ bir misyon yüklediniz kendinize;

1) Neden ‘’sermayemiz duygumuz’’ diyen adamı yetkiyle donatıp kısa sürede sistem değişikliğine gittiniz? Oysa müşterilerin çoğunun bu sene vitrinde görmek istediği en şık parçasıydı sezon koleksiyonunun.

2) İşletmeyi kârlılık düzeyinde tutamayıp, batırma noktasına gelen ve acilden devreden kişi hakkında neden şimdiye kadar bir aksiyon almadınız? Oysa müşteriler o işletmeciyi hiç sevmiyorlardı.

3) Müşteriler geçen sezon koleksiyonunda en çok parkede sepet topu oynayan kara ve beyaz çocukları severken bu çocukların çoğunu dağıtmış, yerlerine ne vereceği belirsiz çocukları toplamış, kimisini hâlâ koleksiyona katamamış, seri sonu bekleyen bir halde iken hele ki birisi için tartışmadığı müessese kalmayan, hakkında çok fazla dosya barındıran, 2 ay sonra uzun süre cezaevinde kalması muhtemel olan arsız bir işletmeciden ‘’ben dev holdingim sen KOBİ, sana işe yaramayan bir elemanımı göndereyim de bana işe yarar hale getir ‘’ gibi esnaflığa sığmayan anlamsız bir laf yemiş…

4) Ezeli dostluk başka ticaret başka derken, daha geçen ay depo kirası konusunda kesin ve net tavır koymuş naylon faturacı esnafa ederinin 2/3’üne koleksiyonun en kıymetli ama karakter yoksunu parçalarından birini vermiş,

5) 2 sene önce en iyi müdürlerinden birinin bu mal satmaz dediği bir MAL’ı iki sene içerisinde kendine değer katmaması ve piyasası olmamasına rağmen acayip bir bedelle geri alma derdine düşmüş,

6) En kalbî müşterilerinin olduğu mağazasına iki çivi dahi çakmadan, ederinin 1.5 misli ödeme istemiş, müşterilerini kendinden soğutmuş, duygusuzlaştırmış, ötekileştirmiş ama yerine alacağı VIP müşterilerin de talebi olmayınca en özel yeri atıl bırakmış, sürümden de kazanamayıp zarar noktasına getirmiş,

7) Elde kalan pahalı ama alıcısı olmayan geçmiş sezon ürünlerini ve MALlarını diğer işletme sahibi pazarlama harikası gibi gösterirken, bu elde kalmışları sürekli kötüleyip onlara stok maliyeti ödeyen,

8) Piyasadaki rekabet ve duygu sömürüsünü en iyi bilen aracıların spekülatif hareketlerini asla pas geçmeyen, kitle iletişim araçları ile bilgi kirliliği yaratmakta üstüne olmayan,

Maalesef ki birçoğunun esnaflığı, işletmeciliği, yöneticiliği  bilmediği bir ‘’neden geldim İstanbul’a’’ arabeskinde yaşayıp müşteri istek, ihtiyaç ve beklentilerinden uzak, kendi hayal dünyasında ve geleceğe dair ‘’dünyayı kurtaran adamın oğlu’’ gerçekliğinde dahi olmayan bir yönetici kadrosu ile karşı karşıyayız.

  • Mevlana ile başladık yine onuna bitirelim; Sen bana kendi gözünle bakma, benim gözümle bak da biri iki görme!  Bana, bir an olsun benim gözümle bak da varlıktan öte bir meydan gör!

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Çakal Olmayan Carlos

 

Hasbel kader getirdiler İstanbul’a. Hiçbir vaatte de bulunmadı. Okey masasında çiş molası veren adamın yerine bakar gibi geçti takımın başına. Bok yoluna gitti zaten esas adam. Bizimki bir zaman sonra yancı olacağını bile bile oynadı taşları. Okeyi vardı, onu da kullanamadı. Ya da okey yalancıydı biz bilemedik. Elde o kadar çok Portekizli vardı ki çifte gidesi gelirdi insanın ama o hep ara taşları buldu. Gollere en az bizim kadar sevindi, yani tribünde olsa iki üç sıra aşağıdaki adamın sırtında bulabilirdi kendini. Sezon sonuna kadar kalamadı. Sevaplarıyla, günahlarıyla gönlümüze yazdırdı adını ve kendi rızasıyla olmasa da siyah-beyaz hikayesinin noktası kondu.

Yolu açık olsun demiştik ve daha yeni sezonun ilk maçında yolumuz kesişti kendisiyle. Hafta sonu oynanacak maçta rakip İBB’nin başında sahaya çıkacak. Takımı gol bulursa eminim ki yine aynı şekilde sevinecek, kazanmak isteyecek ve skor ne olursa olsun sonrasında Beşiktaş’a bütün samimiyetiyle başarılar dileyerek kendi yolunda devam edecek. Kesinlikle Beşiktaş’ın hocası olacak kapasitede değildi bence ama daha kapasitesiz bir hocanın arkasındaydı bir sene boyunca. Şimdi tamamen kendine ait bir takımı olsa da aslında yine kurulu denilebilecek bir düzenin başında. Kalsaydı nasıl olurdu diye bile düşünmedik ihtimaller dahilinde olmadığı için. Sempatik adam gitti yerine antipatik adam geldi. Bakalım Carlos’un getiremediği başarılar onunla gelecek mi bu sene.

İBB takımı süper Lig’e çıktığından beri bize ters gelen bir ekip. Şimdi başında takımın genelini tanıyan bir hoca ile karşımıza çıkacak. Bu ekstra bir avantaj getirir mi bilinmez ama ben Beşiktaş’ın bu sefer sahadan rahat bir galibiyet çıkartacağını düşünüyorum nedense. İBB maçları hep kritik dönemlere denk geldiği için stres altında çıkıldı ve puan kayıpları yaşandı. Şimdiyse daha ligin ilk haftası ve daha çok gençlerden kurulu bir ekiple oynayacağız (inşallah). Kendini göstermek isteyenler için iyi bir fırsat olacak ve bu fırsatı da değerlendireceklerdir. Oynanan hazırlık maçlarında umut veren bazı oyuncuların yanı sıra bu akşam izlediğimiz Süper Kupa finalindeki Fener’in oturmamış takım kurgusundan sonra lig için hedefleri yüksek tutmanın hayalcilik olmaması lazım. Bu sene onlar haftada üç maç yapacak ve milli oyuncu sayıları çok daha fazla. Uzun bir maraton olan ligde geçen sene Galatasaray’ın yaşamış olduğu tek hedefli konsantrasyonun sağladığı avantajı bu sene Beşiktaş yaşayacaktır. Son yıllarda alışık olduğumuz Türkiye Kupası’na uzanmak için yol kısa ve bu da bir hedeftir elbette ama Federasyonun uygulama yanlışından dolayı iki üç maçta ulaşılan kupa için yarı finale kadar ayrı bir motivasyon gerektiğine inanmıyorum.

Çözülemeyen bir Quaresma sorunu, eksikliği hissedilen bir forvet ile sezona başlayacak Beşiktaş. Allah’a şükür ki Engin Baytar gibi “eksik olsun” diyeceğimiz bir oyuncumuz yok kadroda. Eğrisiyle doğrusuyla bu takım bizim. Maçsız Pazar, amaçsız Pazar gibi geliyor epeydir. Haftaya hayatımızın anlamlandıran Beşiktaş’la buluşma zamanı. Bütün yaz konuştuk, yazdık, çizdik. Şimdi bağırma vakti; “Saldır Beşiktaş’ım ooooooleeeeyyy!”

 

Yavuz Özer

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Geleceğe giden yol

KAMP, TRANSFER ve GELECEK ANALİZİ…

Beşiktaş Futbol takımı bir yeni sezona daha yine farklı bir Teknik direktör, yeni bir teknik ekip, çokca yeni oyuncu ve birçok yeni soru işaretiyle giriyor. Farklı ve yeni olan şeyler her zaman yeni bir umut demek olsa da o değişkenler yeni soru işaretlerini de beraberinde getiriyor. Yeni transfer hamleleri, gençleştirme kampı ve geleceğin Beşiktaş’ı üzerine ufukta görünenleri, o bilinmezleri tartışmak ve düşünmek için bir sezona daha başlıyoruz.

Kulübümüzün 8 yıldır sinsi sinsi, ince ince kıyılarak getirildiği bu ekonomik çöküntü hepimizce malum olan bu kaçınılmaz dar boğaza gelinmesini sağladı. Gelinen nokta bu 8 yıldan sonra gelecek yönetimlerin de kollarına kelepçe vuracak kadar acımasızdı. Yanlış yönetilen kulüp zaten ivedilikle değiştirmesi gerektiği birçok hatayı sorgulamasını, planlamasını ve düzeltmesini zorunlu kılıyor. Beşiktaş’ın geleceğinde aslolan da bu sorgular, planlamalar ve düzeltmeler olacaktır.

Kulübün lokomotif branşı olan futbol da bu zorunlu değişimden fazlasıyla nasibini aldı.
Gelen-giden oyuncu profillerinden, gönderilmek istenen yıldızlardan, değişen teknik heyetten ve kamp kadrosuna çağırılan genç oyunculardan bunu kolayca anladık.
Strateji; ödeme zorlugu yaratan, ücret/verim ölçeğinde takıma katkısının az olduğu düşünülen, takımdaşlığa uymayan ve bazı fedakarlıklara yanaşmayan oyuncuarın takımdan gönderilmesi, yerlerine maliyeti daha düşük, mücadelenin içinde olacak takım elemanları ile yola devam etme düşüncesiydi. Kampa çağırılan 14 Beşiktaş genci de bu yeni planlama içinde kendine yer bulma savaşının içine sokuldu.

Gençleştirme ve oyuncu maliyetlerini düşürme operasyonu “çok bilir” medyamız tarafından “küçülme”, “küçültülme” operasyonuymuş gibi pompalansa da kamuoyuna, gelecek yılların belki de daha güçlü Beşiktaş’ının temelleri atılıyordu… Bunu zaman ve sabır gösterecek ama biz kamp ve transferleri değerlendirip, şu anki bilinmezleri tahmin etmeye çalışalım.

Kamp öncesinde sansasyonel şekilde gönderilen (kendi tabiriyle) yabancı oyuncumuz Egemen Korkmaz, Kartalspor’da da birlikte oynadığı Volkan Demirel’in Fenerine “psiko- ekonomik” rahatlıkla imza attı. 30 yaşında bir oyuncunun para güvencesi almak istemesi, hali hazırdaki sağlam sözleşmesini makaslatmak istememesi onun açısından anlaşılabilir bir durum. Bu noktada gidişine şaşırılmamalı. Egemen’den doğan stoper boşluğu, kamp süresince denenen İbrahim Toraman, Ersan Gülüm, Berat Çetinkaya, Atınç Nukan ve Sezer Özmen ile doldurulabilecek mi sorusuna cevap arandı. Manc.City maçı dışında vasat takımlarla oynadığımız hazırlık maçlarının tümünde gol yiyerek gerek kaleci gerekse defans pozisyonlarında yeterli olmadığımızı net şekilde gördük. Egemen’in yerine direkt ilk 11 oynayacak ve ligin savunma yükünü kaldırabilecek tecrübeli, kaliteli ve aynı zamanda düşük maliyetli bir transfere ihtiyacımız vardı… Julian Escude her ne kadar yabancı kontenjanında gereksiz bir harcama gibi görünse de yapılmış iyi ve akılcı bir transfer olarak görünüyor. Lig bazında gol atma sıklığı ve oyuncu kalitesi oranı en üst liglerden biri olan La Ligadan tulum çıkarmış bir defans oyuncusu. Geriden oyun kurmada başarılı, “Dan-Dun” değil ayağa pas ile top uzaklaştırmayı özellik edinmiş, gücüyle değil aklıyla savunma yapan, pozisyonel savunması iyi bir oyuncu olarak defansa kalite getireceğini düşünüyorum. Ayrıca Egemen’in gidişi sırasında Sivok ile tekrar görüşülmesi ve takıma döndürülmesi stoperdeki belirsizlik ve değişimin getireceği karmaşayı önleme adına iyi bir kazanım oldu. Beşiktaş savunma özelliği ve tecrübesi iyi güven veren ve futbol=takım oyunu düşüncesinde olan iki önemli savunma oyuncusuna sahip oldugunu söyleyebiliriz.

Hazırlık maçları diğer oyuncular kadar Cenk Gönen ve Umut Kaya için de çok önemliydi. Hedefi gençleştirme olan bir teknik ekibin önceliği genç oyunculara verme avantajını kullanmak için takıma ve taraftara güven verecek performanslar çıkarması gereken bu iki oyuncu ne yazikki o güven ve başarıyı gösteremedi. Yenilen gollerde de özellikle kaleci hatalarının olması, yeni bir kaleci arayışının yanlış olmadığına ikna etti herkesi. Avrupa futbolunda Bbnservis ücreti ödemeden gelme şansı olan az sayıda kaleciden biri McGregor’du. Finansal Fairplay koşullarına uymadığı gerekçesiyle alt lige düşürülen İskoçya’nın Efsane takımı G.Rangers’ın en değerli oyuncusu olan Allan McGregor (6.mil euro), ülkesi dışındaki ilk deneyimi yaşamak üzere Beşiktaş kadrosuna katıldı. 1982 doğumlu bir kaleci için medyanın ve bazı taraftarların “Yaşlı” yaftası vuruduğu bu kaleci, kalede yaşın mı tecrübenin mi daha önemli olduğunu göstermek adına bi ölçü olacak.. G.Rangers’ın Şampiyonlar Ligine katıldığı son sezonda en değerli kaleciler arasına giren McGregor’un Beşiktaş için olumlu bir transfer olduğunu zamanla herkesce görüleceğini düşünüyorum. Türkiye Süper Ligi’nde yarışmaya tutunmanın en önemli kriteri az gol yemek olduğu bir ortamda, her ne kadar gençleştirme politikasıyla yola çıkılmış olsa da defans ve kalede tecrübeye öncelik verilmesi elzem bir durum. Zira Beşiktaş’ın son iki şampiyonluğunu getiren Lucescu ve Denizli takımlarının ortak noktası da az gol yiyen takım hüviyetine sahip olmalarıydı…

Uğur Boral, Olcay Şahan, Mehmet Akgün, Oğuzhan Özyakup, Berat Çetinkaya transferleri…
Önceliği oyuncu maliyeti ve yüksek maaş skalasını aşağıya çekmek olan yönetimin, ücret/verim dengesinde sınıfta kalan oyuncuların yerlerine daha az maliyetli, bonservissiz genç veya deneyimli oyuncu alma politikasıyla gelen bu oyuncular hazırlık kamplarında çokca şans buldu ve bize bir takım ipuçları verdi.
İsmail Köybaşı’nın milli maçtaki sakatlığıyla zaten sol kanatta sorun yaşayan Beşiktaş için alternatif yaratmayı zorunlu hale getirdi. Bu bölgede eldeki genç oyuncuların dışında deneyimli bir alternatif olarak Uğur Boral kadroya katıldı. Uğur, Samsunspor’daki sözleşmesinde bulunan “küme düşerse serbest kalır” maddesini kullanarak Beşiktaş’a bedelsiz transfer yaptı. Samsunspor’a transferinden sonra uzun süren sakatlığını atlattığını ve geri döndüğünü ıspatlamaya çalıştı. Birçok maçta da bunun izlenimlerini vermişti.. Manc.City ve diğer hazırlık maçlarında da sahada fark edilen bir oyun oynaması hem Uğur hem Beşiktaş’ın sol kanat genişliği açısından umut veren bir durum..

Almanya Bundesliga 1′in küme düşen takımı Kaiserslautern’e Duisburg’daki flaş performansıyla transfer edilen Olcay Şahan da Beşiktaş’ın yeni transferlerinden biri oldu. Fatih Terim’in sezon başında alınmasını istediği, Türk Milli Takımana da çağırılan bu oyuncu, sağ/sol kanat ve forvet arkası pozisyonlarında oynayabiliyor… Özellikle sürati, mücadelesi ve top kazanma hırsıyla göze çarpan bu oyuncu yerli kadro derinliğinde etkili bir alternatif olacakmış görüntüsü verdi. Oyun felsefesi “takım oyunu”, “takım için oynamak” çatısında birleşen bir kadroda sıklıkla yer bulabilecek bir oyuncu, zamanla bilmediğimiz özellikleriyle de tanışacağız.. Yerli alternatifi adına yapılmış olumlu bir transfer olarak görüyorum. 1mil.euro garanti ücreti tartışmaya açık gibi dursa da 1 maç galibiyetin 750bin TL olduğu SüperLigde telafi edilemeyecek bir rakam değil. Yeter ki bu oyuncu birkaç maç kazandırsın…

Mehmet Akgün ve Berat Çetinkaya, Samet Aybaba ve ekibi gelmeden önce yapılmış transferlerdi. Bonservissiz ve gayet düşük maliyetli gelen Almanya orjinli Mehmet Akgün, sakatlığından sonraki dönüşünde saç baş yolduran Ekrem Dağ’ın yerine geldiği düşünülürse bir nebze kabul görebilir. Ama takımı ekstra güç katacak ve level atlatacak bir oyuncu olarak görmemiz Polyannacılık olur. %80 özelliği mücadele ve adam kovalama üzerine kurulu bir futbolcu görünümü veren Mehmet Akgün’ün teknik kapasitesi epey sınırlı. Hangi poziyonda ve ne kadar süre alacağı sezon içinde bulduğu şansları nasıl kullandığıyla direkt ilgili olacaktır diye düşünüyorum. Birçok bölgede her an görülebilecek ama asli yeri kulübe olacak bir oyuncu.. Berat Çetinkaya ise Sakaryaspor’da büyük beğeni kazanarak milli takımların birçok kademesinde şans bulmuş gelecek vaadeden bir oyuncu olarak scout ekibi tavsiyesi olarak takıma kazandırılmuş bir oyuncu. Bu transferden Sakaryaspor’a yetiştirme bedeli olarak yaklaşık 500bin TL ödenecek. Hazırlık maçlarında göze çarpan bir görüntü vermedi. Milli takımların çeşitli kademelerinde çok methiyeler alan bu genç Samet Aybaba’nın gözüne girememiş ve satılık listesine konduğu rivayet ediliyor. Belki kiralık da gidebilir ilerleyen günlerde akibiyetini göreceğiz.

Başta Oğuzhan Özyakup olmak üzere kampta kendini göstermeyi başaran ve A Takıma göz kırpan genç oyunculara gelecek olursak.
Profesör Arsene Wenger’in mikroskobuna takılmayı ve çok genç yaşta Arsenal kadrolarına katılmayı başaran Oğuzhan, hazırlık maçlarında o mikroskopa boşuna girmediğini gösterdi. Ortasahada çift yönlü pozisyonda ama daha çok Playmaker gibi oynayan bu genç, fiziksel olarak gelişimini tamamlamamasına rağmen teknik yönüyle ben bu takımda şansı hakediyorum diyor. Soğuk kanlı ve oyunu iyi okuyan, ayağına hakim ve milimetrik paslarıyla izleyenlere umut verdi. İbrahim Altınsay kaynaklı iyi bir kazanım olmuş Beşiktaş’a. Şansı ve sabrı göstermemiz gereken genç oyuncuların başarı göstergesi en potansiyel oyunculardan biri Oğuzhan Özyakup.
Muhammet Demirci ve Hasan Türk, kamp kadrosuna alınmış A Takım beklentisi olan iki oyuncuydu. ilk haftaki sakatlıkları nedeniyle sadece son maçlarda şans bulsalar da özkaynak düzeninden gelecek en umut verici oyuncularımız olduklarını gösterdiler. Muhammed’in bitirici ve tespih çeker gibi adam eksiltmeleri, Hasan Türk’ün orta sahada Sergen vari pas trafiği sağlaması bu sezon sabır ve desteğin en büyük nedenlerinden olmalı. Ümit Karaal, Erkan Kaş, Burak Kaplan, Mertcan Aktaş ve Hasan Arı da hazırlık maçlarında öne çıkan oyuncular oldular. Genç oyuncu sayısının fazla olması ve hepsinin kendini ıspat etmeye çalışması maçların karmaşa içinde oynanmasına ve hiçbiri tam hazır değil görüntüsü vermelerine sebep oldu diye düşünüyorum. Sanki futbol seçmelerine gelmiş ve tek amacı topu kapıp bişeyler yapma amacında olan 11 oyuncu izliyormuş gibi olduk çoğu defa. Bu da oyuncuların sivrilip kendilerini göstermesini güçleştirdi. Kamp döneminde yeterli görülmeyen bazı oyuncular SüperLig ve Bank Asya 1. Lig’e kiralık gönderilecek. A2 ligi genç oyuncuların seviyelerini yükseltmeleri adına hiç de yeterli bir lig değil. Bu yüzden oyuncuların yarışmacı ve daha üst seviyede mücadeleler yaşayan lig ve takımlara kiralık gönderilip aşama sağlamaları doğru bir yol olacaktır.

Nihayetinde gençleştirme 3-4 asıl, 1-2 yedek oyuncunun takıma kazandırılıp zaman zaman süre alarak seviyelerini yükseltmelerinden geçiyor. Aşama aşama yapılacak bu projede tüm oyuncuların kullanılmasına imkan ve ihtimal yoktu. Kadroda tutulan genç oyuncular da bu proje ile yer yer süre alarak, buldukları şansla seviyelerini yükseltmeye çalışacaklar. Bu da onların kalıcı olup olamayacaklarını gösterecek. Beşiktaş özkaynaklarından gelen kalıcı ve üst seviyeye ulaşmış 3-4 genç oyuncusunu takıma adapte edebilirse ilerleyen yıllarda yabancı kontenjanının bir hayli indirileceği SüperLig’de kadro rahatlığına ve oyuncu ödemelerinde ekonomik esnekliğe sahip olacak bir yapıya kavuşacaktır. Gençleştirme operasyonunun başlıca amaç ve gayesi de budur zaten…

Bu nokta da en büyük görev taraftara düşmekte.
Oyuncu isimlerine, sansasyonel transferlere, her yıl 10 oyuncunun gittiği 15 oyuncunun geldiği bir düzensizliğe alıştırılan ve transfer şampiyonluklarıyla övünen ama saha performansıyla karalar bağlamayan Büyük Beşiktaş taraftarı, geçmişini ve değerlerini hatırlama zamanı geldi…

Küme düşmeye oynarken 35-40 bin taraftarın desteğini arkasına alan Beşiktaş’ın karşılıksız-ölümüne manifestosu küllerinden yeniden doğmalı.

Beşiktaş taraftarı değişen değer yargıları ve bakış açısını, sabır, bağlılık ve koşulsuz destekle diriltebilir.

Endüstriyel yeni futbol düzeninin dişlileri arasında birçok değeri ezip yok ettiği şu günlerde
Beşiktaş ve yeni özkaynak anlayışının kaderi taraftarının sezon boyunca vereceği tepki ve desteğe bağlı durumda. Başarıyı ve istikrarı Beşiktaş taraftarı belirleyecek. Yeni taraftar bilinci ve geleceğe bakış açısı bu olmalı.

Sorgumuz, hesabımız, eleştirilerimiz elbette var.. Takipçisi de olacağız,

Ama yeri yeşil sahalar, parkeler, salonlar değil…

Önce Takım,

Önce Destek,

Önce Beşiktaş…

Emre Şenkartal

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Beşiktaş Başaracaktır

30 Temmuz çok yaklaştı. O güne kadar biz sabredemiyoruz, medya nasıl sabretsin? Hesap sormak isteyenler, çekimserler ve istemeyenler diye yönetimi üçe ayıran, aslında akla yatkın bir haber yaydılar. Resmi site hemen yalanladı, bir iki gün sonra Muhammed’in velisinden şaşırtan açıklama geldi, ‘Uefa’ya gidemememiz bile yeterli hesap verilmesi için’ şeklinde. Onun da velisi, derneklerin sevgilisi yaşlı kurttan da tasdikleyici beyan gecikmedi.
 

Göreceğiz, inşallah çileyi bizzat çekenler, çekmesi gerekenlere çektirirler diye umutsuz biçimde dileklerimizi iletelim. Basitçe hatırlatıyoruz, Erikson’daki acemiliği nasıl Beşiktaş’a yüklemediyseniz, eski acemilik ve kötü niyet karışımı eylemleri burunlarından getiriniz! Halen daha portekizlilerin bonservisini, fahiş fiyatlarını cebinden ödeyip serbest kalmamasını sağlayan sizler sormayacak da anca yazan çizen oy veren bağıran çağıran bizlere mi düşecek bunun hesabı? Siz bilirsiniz, biz nasılsa şampiyonluklar kupalar bekleriz, neden yapamadığınızı dinlemeyiz sonra!
 

Diğer yandan, Beşiktaş her şeye rağmen sürdürülebilir bir yola girmiştir. Q7, Simao, Alves, belki Holosko gittikten ve bir kiralık (muhtemelen) golcü geldikten sonra bu takımın yıllık maliyeti 33 milyon Euro’lardan 20 milyon Euro seviyesine inecektir. Yaklaşık 50 milyon TL, yani sadece yayın, forma ve tribün gelirleriyle döndürülebilecek bir yapı. Avrupa’ya katılmanın, diğer reklam ve pazarlama gelirlerinin ise yeni transferlere imkan kıldığı doğru bir model özümüze dönerek başarılmaktadır. Başarı esasen budur, stadını kendi kaynaklarınla yapabilmektedir, mal mülk satmadan bu krizden çıkabilmektir, şike yapmadan şampiyonluğa oynayabilmektir, araplara ruslara para babalarına  satılmamaktır, benim ve benim gibi düşünen insanlar için. Çocuklar için ise feneri cimbomu sahada ezmektir, diğer ikisi hep popülerken aradan çıkıp çıkıp ellerinden kupaları almaktır, başka bir boyutta olmaktır. Çocuklarla ortak beklentimiz demek ki şampiyonluğa oynayan Beşiktaş’tır, bu düzende, bu Beşiktaş düşmanı TFF başkanıyla olur veya olmaz, Beşiktaş rekabetin en tepesinde olacak güce en kötü gününde dahi sahiptir. 100 yıllık olup da düşen, çekilen Ankaragücü değildir. Zaferler için dolambaçlı yollara başvuran fener cimbom vs. değildir. Yargıtaydan döner bizlik iftiralar her türlü. Bu rekabette pay sahibi olacak gençlerin ismi önce basına servis edilip tepkiler ölçülüyor gibi kötü bir izlenim verilse de, Erkan Kaş’tır, Hasan Türk’tür, Muhammed’dir yılların altyapısının en güzel meyveleri, Oğuzhan’dır, Olcay’dır gurbetten gelip büyük Beşiktaş’ın en iyi onbir oyuncusu arasına girecek yetenekler. Neden beğenilmeyip kiralanacaklarını anlamadığımız, Stoch’u perişan eden Tanju’dur, Burak’tır savaşan takımın geleceği. Tecrübeli oyuncu transferleri ise işini şansa bırakmamaktır, riski azaltmaktır.
 
Kıssadan hisse, önümüz her şeye rağmen aydınlıktır, finansal ve sportif kazanımlar yakındır, Beşiktaş Başaracaktır, çünkü özünde başarmak vardır.

 

 

Çağrı Göksel

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Quaresma kalsın Fikret Orman gitsin!

Birkaç haftadır moda oldu ,

Quaresma kalsın Fikret Orman gitsin!

Fikret Orman Quaresma hakkında söylediklerinde haklı.

Samet Aybaba yıldızlarla çalışmaktan korktuğu için Quaresmayı istemiyor!

Samet Aybaba Quaresma tutumunda sonunda kadar haklı .

Bunların üzerine bir de Fernandes’in yılan hikayesine dönen Beşiktaş’ ta kalma serüveni eklenince tadından yenmiyor .

Fernandes Fenerbahçe’de, yok yanlış anons Galatasaray’da, o da olmazsa zaten Tottenham’a önceden satıldı gitti gidiyor.

Mustafa Pektemek alacaklarına karşılık kulüpten ayrılmak istiyor haberleri var bir de.

Sivok Juventus’la anlaşmıştı ama Beşiktaş’a imza attı.

Pek saygıdeğer renkli basın yine saldıray pozisyonunda anlayacağınız.

Bunlara bir de bizim sanal taraftar kitlesinin katıldığını görünce ister istemez içten içe kızıyor insan.

Neymiş Quaresma olmazsa kombine almazmış beyefendiler, almayın kardeşim!

Fernandes olmazsa stada gelmezlermiş, gelmeyin kardeşim!

Biz zaten ne zaman isimleri Beşiktaş’ın önüne geçirdik, işte o zaman kaybettik. Kendi kendimizi imha ettik geleneklerimizi hiçe sayarak.

İlla yönetime kızacak mısınız, hesap mı soracaksınız illa, Yıldırım Demirören’den sorulmayan hesabın hesabını sorun ben de ayakta alkışlayayım sizi. Bırakalım artık şu yıldız futbolcu sevdasını.

Diyorsunuz ki; Quaresma’nın kalitesi ve kariyeri tartışılmaz, eyvallah.

Fernandes’in takıma katkısı, Hilbert’in profesyonelliği, Ernst’in görev bilinci, Almeida’nın golcülüğü vs vs  tartışılmaz diyelim ki hepsine eyvallah. Fakat; kusura bakmayın söz konusu Beşiktaş ise bu dediklerinizin hepsi teferruattır.

Yıldırım Demirören zamanında bir bir yıldızları camiaya kazandırır iken ben ve arkadaşlarım öz kaynak da öz kaynak dedik durduk.

Takımı protesto ettiğimiz o anlarda dahi genç futbolcuları protestoların dışında tuttuk sahip çıktık bir nevi.

Artık silkelenmenin, kendimize gelmenin, özümüze dönmenin zamanı geldi de geçiyor bile.

Unutmayın ki; Beşiktaş en kötü günlerinden öz kaynağı, gençleri, alt yapısı ile aydınlığa kavuşmuştur.

Çok klasik olacak ama “Başka Beşiktaş Yok Arkadaşlar”.

“ Ne yıldız futbolcular, ne büyük statlar, ne kupalar ne de şampiyonluklar, Beşiktaşlı olmanın gururu bize yeter”.

Her şeyden, herkesten, kendimden bile Önce Beşiktaş!

Saygılarımla.

Erkan Yıldız

 

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Transfer Nöbetindeyiz, Bekliyoruz !

Sıcakların buram buram bunalttığı dönemde çıktı bu anlamsız, içi boş söz öbeği. O dönemlerde, her şeyi toz pembe sanan çok insan vardı. Hayretle ve bir o kadar da üzüntü içerisinde izliyorduk olayları. Çünkü azınlık kalma psikolojisi çok ağır ve ayrışmanın büyük bir unsuruydu…

 

Şampiyonluk kutlamasında ölüyü diriyi bırakıp gözler Quaresma’ya dikilmişti. Daha düne kadar “Yeter” dediğimiz şahsa “Büyük başkan Quaresma’yı getir” diye kelimelerin  kifayetsiz kaldığı söylemde de bulunulmuştu. Bir nevi inatlaşma sonucu beklendi koca sezon. Kötü bir sezon geçirdik ve akabinde lige erken havlu atıp formalite maçları oynarken, Mustafa Denizli’ye niye takımın oynamadığı sorduk. Haksız mıydık? Bu soru bir yana kalsın en sonunda bombayı patlattık “Bu taraftar arkanızda, gelsin artık Quaresma”.

 

Evet “Taraftar arkanızda” söylemi, bitmiş olan tribünün okeye döndüğünü gösteriyordu. Her şeyin  üstüne çektiğimiz sünger, yönetime de çekildi, buzlar eridi. Onca küfürler, dayaklar ,  yapılan kumpaslar sineye çekilip zeytin dalı uzatıldı. Sonrası mı?

Semtte sabahlama dönemleri  bitmiş, internette futbolcu bekleme dönemleri başlamıştı. Dipnotlar, en dipnotlar, kırmızı yazılmış fontlarla insanlar birbirini yedi sabahın ilk ışıklarına kadar..

Huniler, stat değil havaalanı isteyenler, duyumcular, “gelmiş mi gelmiş mi?” diye oyun oynayanlar, şaşaalı imza törenleri , ‘yetmez’ diyenler, pankartlar, forma sayaç hesapçıları, kurulan ilk on birler, uzay takımı benzetmeleri vs. vs.  Kupa bırakmayan hentbol takımımız 10-15 kişiyle oynamaya devam ederken 20.000 kişi toplanmış, bir kişinin imza törenini izliyordu. Bu işte büyük bir tezatlık vardı. Seba’nın kapasitesi belliydi, havaalanına gidenlerin onda biri gelse o bile yeterdi. Uzun lafın kısası  anlamsız kartlar, vurdum duymaz tavırlar , gece alemleri falan filan  derken önce Guti arkasından Simao ve Quaresma.. Yitirmiş olduğumuz değerler, kaybettiğimiz milyon Eurolardan daha üzüntü vericiydi. Daha dün Guti “Adam gibi Adam” iken bugün madamın önde gideni.

Simao sistem adamıyken, bugün ‘sistemin bir parçası olamaz, yatmaya gelmiş’ yaftası yiyor. Allah bir, Quaresma iki,  Ronaldo üç iken bugün ise vurun kahpeye(!).

….

Konfüçyüs Başganın (!) “Bir milleti yok etmek istiyorsanız ilk önce dilini yok edin”  söylemi tam da bize göre… Kendi kendimize dilimizi yok edip, ruhların kurtarmasını bekledik…

 

Not : Bu satırları okuyan herkesin aklından geçiyordur; “Bugün sallamak kolay, o dönemlerde sen de düştün bu ateşe” diye. Kendi adıma konuşmak gerekirse;  yirmi bir yıllık hayatım boyunca  ender doğrularımın başında geliyor. Ne  sabahlama, ne havaalanı ne de imza töreni yaşamadım, anlatmadım hiç tanık olmadım…

 

Dipnot: Tribün bitene kadar inanmayınız ..!

Tayfun Tatlı

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Faydasız

Herkes baksın, sen bakma hakeme öyle. Ernst baksın, Hilbert baksın. İsyan da etsinler. Sen ardına bile bakmadan git soyunma odasına. Formanı çıkart ve önüne koy. Düşün hele o adamlar o akşam neden sahaya atladılar acaba? Neden çıldırdılar ve kendilerini kaybettiler? Haksızlığa tahammül edemedikleri için olabilir mi acaba? Pekiyi sen dönüp kendine baktın mı hiç? Senin bu performansın haksızlık değil mi? Artistliğin on numara, futbolun dört buçuktan beş. Hakemin kırmızısından yırttın belki ama tribün yapıştırdı anında.
Kağıt üstünde kıskanılası isimlere sahip, masa başında esamesi okunmayan bir takım. Deplasmanlarda kıyım kıyım kıyılan, kendi sahasında yok sayılan bir takım. Şampiyonluktan kopunca bonkörleşen bir takım. Ve bu takımı bu hallere getirip de kayıplara karışan bir yönetim. Geçen sezon İnönü’de  seyircili oynadığımız son Pazartesi gecesi belki de bardağın taştığı son damla gibiydi. Hani iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batırmak lazım ya; bizim her yerimiz iğnelenir olmuştu epeydir. O gece de batırdık işte. Her anlamda.

Sabote etmeyelim diye sustuk zira hala kovalanan bir UEFA Avrupa Ligi vardı. Dördüncü olup da alttan gelenle oynanacak final maçına işi bırakmamak için kazanmaya başlamalıydık. Birilerini, puanları ve değerlerimizi… Maalesef kalan maçlardan sadece içerideki Fener maçını kazanabildik ve faydasız bir üç puanla kapadık play off denen saçmalığı. Kadere kısmete Avrupa’ya gidecektik ama uçana kaçana borcumuz olunca yollar kapandı. Umutlarla başladığımız sezonu üzerimizde dolaşan kara bulutlarla geçirerek tamamladık. Yönetimi, hocası belirsiz, sakatı ve fakat’ı bol bir sezon.

Yaz aylarında da sezon sonu indirimleriyle elden kaçanlar ve elden çıkartılmak istenenler var şimdi. Quaresma da bunlardan biri. Maliyet-fayda analizinden sınıfta kalarak takımda kalması istenmeyen adam. Kararı beğenip beğenmemek, saygı duyup eleştirmek kişiden kişiye değişebilir. Kabul edilemeyen tek şey var ki o da uygulama yöntemindeki akıl almaz iş bilmezlik. Hiçbir satıcı malını kötüleyerek satamaz ama kötü bir malı bile allayıp pulladıktan sonra değerinden fazlaya satabilir. Bunun örneklerini ters taraflı da olsa, satın alma kısmından, çok yaşadık. Birkaç yüz bin dolarlık adamlara milyon dolarlarca bonservisler ödedik. Şimdi Avrupa çapında tanınan bir ismi kadro dışı bırakıp, ‘tu kaka’ diyerek kendimizi kurtarmaya çalışıyoruz. Liglerin başlamasına bir ay kala kendisine teklif edilen rakamları beğenmeyen Quaresma Ümraniye’ de düz koşu yaparken menajeri de Avrupa’nın çeşitli ülkelerinde çapraz koşularla ona yer arıyor. Artık ondan trivela değil, feda değil, direk veda bekliyoruz. Üç sene önce Kuruçeşme’deki şampiyonluk kutlamalarında yönetimden tezahüratlarla ısmarladığımız topçuyu bu yaz sessiz sedasız yolculayacağız gibi. Bu arada Fener’den yine topçu aldık ama çıldıracak bir ruh halimiz kalmadı tribünde. O zamanlar ‘gelsin artık’ diyorduk, şimdi ‘gitsin artık’ diyoruz. Ne diyeceğimizi biz de bilmiyoruz.

 

 

Yavuz Özer

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Hedef Şampiyonlar Ligi

City maçını seyretmeden önce de bu kanaatteydim, perçinlemiş oldu gördüğüm takım. Yenildik ama ezilmedik muhabbeti değil dayanağım, sadece geçen seneki play station takımı oldu denilen Beşiktaş ve çok ön plana çıkartılmayan rakipleriyle, bu yıl arka plana atılan ve Barça-Real muamelesi yapılan rakiplerinin durumu bunu yazdıran.

Önce Beşiktaş diyerek kendi değişimimize bakalım ilk. Çok kızsam ve kızsak da, en önemli maçlarda özellikle son Trabzon maçında yalnız bırakması affedilemez olsa da sahada olduğunda takıma sınıf atlatan Fernandes, Guti’nin gölgesinde kalmış, harcanmak üzereydi. Simao kanatta büyük beklentilerin aksine bitmiş okeye döner vaziyette, Q7 kafasına göre bir oynuyor 2 yatıyor, ne top kovalıyor ne takım oyununu saha içinde ve dışında uyguluyor, buna rağmen kendisine katlanan Carvalhal’e yumruk sallama cüretini gösterebiliyordu! Almeida yine nispeten oynadığında arada arka direkte gollerini atarken diğer yabancılardan Hilbert’e dudak bükülürken Gökhan Gönül ayarında sağ beke dönüştü. Sivok istikrarını korurken Ernst bitirilmiş futbolun tutunacak dalı yapılmaya çalışılan play off sisteminin kurbanı olup dili dışarda tamamladı sezonu. Aynı şekilde yerli yabancı bütün futbolcularımız fikstür dedikleri katliama maruz kaldı. Avrupa’sız fener-Cimbom yürüdü gitti, ülke puanlarını yine tek başımıza toplarken içerde her maç gol yemeye puan vermeye alıştık. Egemen insan üstü maçlar çıkarsa da savunmanın geri dörtlüye kaldığı takımların çaresiz stoperlerinden oldu o da. Alves, Edu, Sidnei, Bebe, Orelyo gibi mantarlara hiç değinmeyeceğim bile, yerlerine hangi genci koysan kârdasın. Holosko sezon sonuna doğru topa nasıl vurulacağını hatırladı, Koch idman yaptırmış meğer. Yine unutmadıysa bazı maçlar iyi işler yapabilir.

Kısacası geçen yılın verimsiz ve pahalı kadrosu tırpanlandı, Cenk, Mustafa, Veli, Necip (yoğun tempoda ezilmeyecekler bu sene) İsmail bir sene daha tecrübe ve beceri kazandı, Ersan geri döndü, Tanju az zamanda kendini kanıtladı, Erkan Kaş Rize’den tabanca gibi geldi, üstüne Olcay diye rakibin üstüne üstüne giden, şut atan asist yapan bir adam bulundu. Sivok-Hilbert elde tutuldu, tek kayıp Egemen oldu, yeri dolar herkesin ama rakibini güçlendirdin asıl sorun. Edu’ya takılan Mehmet Akyüz kendini gösterme şansı buldu. Unutulan Burak yeteneklerini sergilemeye başladı, sol ayak muazzam özgüven had safhada.

Geçen seneki Beşiktaş demeye şahit isteyen pahalı ve parası ödenmeyen dandik yıldızlar topluluğundan çok daha yetenekli, çok daha motive ve makul ücretler alan oyuncu kadrosuna kavuştuk. Sadece Cenk’in rekabet edeceği bir kaleci ve Mustafa’yı rahatlatacak adam eksiltebilen bir forvetle yürür gideriz. Antrenör kaosu, takımla ilgisiz başkan ve yönetim sendromu da geride kaldı. Ne yazık ki şu cânım takımın arkasında Kapalı tribün desteği olmayacak, tıkandığımız maçları çevirmek sadece Fernandes’e kalacak, genç oyuncular gürültüden kulakları tıkanacağı yerde her hatalarında densizlerin küfürlerini duyacak. Yine de inancım, yarışta olacak takım hep, bakmayın rakipleri yere göğe koyamadıklarına. Birinin en iyisi hâlâ bir yıl daha yaşlanmış Alex, diğerinin en büyük transferleri sakat ve maliyetli Hamit ile İstanbul’u neden özlediği belli olan artist Burak. Hangisi biraz tökezlese ilk ikideyiz, ikisi de karışırsa aradan bile sıyrılırız. Dahası şampiyonlar ligi dışında kalsak bile ücretleri ödeyebilecek bir yapıya kavuşuyoruz en azından. Enseyi karartma değil heyecanla deplasman yolları gözleme zamanı.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Olmasaydı sonumuz böyle

……

Gözüm yaşarıyor,Yüreğim kanıyor

Olmasaydı sonumuz böyle

 

Şair Yusuf Hayaloğlu sanki çektiğimiz acıları daha önceden görüpte yazmış gibi.Şu an ki durumumuzu bu denli güzel başka hiç bir dize açıklayamazdı. 8 yıl boyunca yaşadığımız tüm maddi ve manevi çöküntünün izlerini sarmaya çalışmaya (!) çalıştığımız bu günlerde, bilinçli ya da bilinçsiz ömrümüzden ömür, değerlerimizden değerler kopartılmaya çalışılmakta..

 

Herkesin unuttuğu ama taraftarın unutamadığı ve borcu olduğuna inandığı “Feda” gerçeği  ayaklar altına alınıp Beşiktaş tarihinin yerle yeksan edilmesini üzüntü içerisinde izliyoruz. Açıklanan Kombine Fiyatları ve taraftara bakış açısı bazı gerçeklerle yüzleşmemiz gerektiğini gösteriyor. Beşiktaş taraftarının kalbi Kapalıdır. Bu zor günlerimizde kalbimiz de söküldü.Kapalının bizler için anlamını tekrar tekrar yazmaya hiç gerek yok.Neredeyse Vip ile kapalının fiyatı aynı olup “ Haydi taraftarsanız Feda(!) edin kombine alın” denmesi Şeref Bey’in kemiklerini sızlatmaya YETER de artar bile..

 

Yeni kulüp yapılandırması içerisinde bulunduğumuz bugünlerde, referans aldığımız Dortmund kulübünün bu sene kombine çıkaramadığını, tüm eski kombine sahiplerinin kombinelerini yenileyip 20 milyon € yakın bir gelir elde ettiklerini biliyor muydunuz? İşi daha da ileri götürüp Dünya ekonomisinde ilk 3 ülkeden biri olan Almanya’nın Dortmund takımının kombinesinin max 685- min 170 Euro olduğunu , kale arkası biletinin 15 Euro olduğunu biliyor muydunuz?

 

Bazen problemlerin ikinci bir yolu olmaz. Tek doğru vardır. Bu pozisyonda bir takımın tek doğrusu Taraftar-takım ilişkisini  güçlendirmektir.Aynı 2002 krizinde batan Dortmundluların “We are Borussia” kampanyasında olduğu gibi.Taraftarın temiz ve saf duygusundan yararlanıp “Feda’yı kullanarak taraftarı tabir-i caizse kazıklamak yerine birlik olmayı tercih edip Dortmundu düzlüğe çıkaran bir kampanya olmuştur.

 

Kazıklamak diyorum Çünkü; Ederi 2250 TL etmeyen Kapalı Üst kombinesini, Feda adı altında popülizm yapıp taraftara kakalamak hiç etik değil !

 

Kazıklamak diyorum  Çünkü ; daha düne kadar 80 TL olan Beşiktaş  Dergi Yıllık Aboneliği, yine Feda adı altında 40 TL zam yapıp taraftarı giydiren anlayış için..

 

Kombinenin tribündeki lugatı daha ekonomik,bilet sıkıntısı çekmeden daha çok maç izlemektir. Şimdi 2250 TL Kapalı Üstü düşündüğümüz zaman senede ortalama 20 maç oynayacak olmamız 2250/20=112.5 TL gibi bir meblağ ile karşı karşıya kalıyoruz.Demek ki maç bileti 112 TL nin üzerinde olacak.  Türkiye’yi baz aldığımızda sosya-ekonomik yönden hiç bir maçın ederi asla 112 üzeri olamaz. Hele ki 2008-2009 ( o sezon 1200 TL idi.)den bugüne tam tamına 1050 TL zamlanmış.Hangi çalışan, emekçi kesim 4 yılda 1000 Lira zam almıştır?

 

Halk arasında bunun adına, Feda değil enayilik derler.

Bu fiyatlar, taraftarla bu zor dönemden birlik olup Dordmund modelinde olduğu gibi  Beşiktaş’ı kurtarmaya çalışmak değil ceplerimizi sömürdükleri gibi “Feda” adı altında manevi duygularımızı sömürmektir.

Bu fiyatları belirlenen kişiler bilsinler ki, Biz cebimizden değil yüreğimizden vermeye devam ediyoruz.Ve bu yakışıksız durumu da silinmez yazıyla yazıyoruz bir yerlere….

 

Tayfun Tatlı

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz