Category: Yönetim

Çok Az Maliyetle Güçlü Kadro Mümkün!

İnönü’ye efsanevi bir koroylo, mükemmele yakın bir futbolla veda ettik. Bütün sezon takımı tüm uyarılara rağmen bu destekten mahrum edenler, deplasmanda toplanan onca puana rağmen ne acıdır ki şampiyonluğu heba ettiler…
Bir şey daha görüldü ki taşlarla oynanmadıkça (hele kritik maçlardaki skandal hamleler olmasaydı!) her hafta 1-2 kişi sakatlanmadıkça (amatör sağlık ve teknik ekiplere yol verilirse!) bu kadro tecrübeli yabancılara ve milli takımda yer bulamasa da kaliteli yerli ayaklara sahip güçlü sayılabilecek bir ekip. Öyle kimsenin çapsızlığı kadar onunculuğa filan asla oynamazdı, adamı döverler!
Forvette çekilen acılara Mustafa geri dönerek en iyi ilaç olmuşken ülkenin tek yerli solbeki İsmail de dönecekse o taraf da hallolmuş demektir. Aksi takdirde paraya kıyılıp bir solbek bulmak şart. Kalede Mcgregor tutmadı, 2-3 milyon avroya alıcısı da varken hemen elden çıkarılıp İstanbul yolu gözleyen Tolga Zengin en çok 1 milyon avroya Trabzondan söküp alınmalı. Bonservissiz Holmenle orta sahada çift yönlü oynayacak adam eksikliği giderilirken 2 milyon avro civarı bir bedelle Eskişehirli Veysel gelip hem sağ bekte Hilbertle hem de önde Necip’le değişmeli oynar. Defansta Escude-Sivok pozisyon vermediler, korunmalılar, genç Emre hakeza hangi maç oynasa sol tarafı Herkül gibi savundu. Hilbert de kendini gösterdiği zaman alternatifsiz, tribi bırakıp elde tutulmalı. Orta sahada Fernandes-Oğuzhan memleketin en iyileri zaten. Olcay’ın da katkısı ortada. Kadro genişliği için yine Eskişehir’den, (alacaklarına karşılık) bonservissiz eski oyuncumuz Erkan Zengin kesinlikle tekrar takıma kazandırılmalı. Veli ise koşup top kapsa da kafamızda saç bırakmadığı için yollar ayrılıp, 2-3 milyon avro gözden çıkarılarak Antepli Medunyanin gibi bir orta saha şart. Cenk-Ersan-Toraman-Necip-Gökhan-Holosko muhteşem bir yedek kulübesi olacaktır. Bir de Almeida’nın her sakatlığında karalar bağlamamak için yine bonservisi elinde Eneramo tankını tutup getirmeli acilen. Niang görevini yapsa da artık bünyesi bu seviyeyi kaldırmıyor anlaşılan. Keza Dentinho,Uğur,Mehmet Akyüz ve Akgün yine Beşiktaş’ın topçusu değiller. 
Kısacası 7 yolcu (Mcgregor,Veli,Niang,Dentinho,Uğur,Mehmet Akgün-Akyüz) ve 5 tane ilk onbire (İsmail-Tolga-Veysel-Medunyanin-Holmen) 2 tane de kulübeye tabanca gibi adamla (Erkan-Eneramo) büyük işler başaracak bir kadro kurulabilir. Paraları saçmaya ve çekirdek kadroyu dağıtmaya hiç ama hiç ihtiyacımız yok. Takıma layık bir hoca ve nokta transferler gelmesi yeterli.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Yeni Tüzük mü Yine Tuzak mı?

Yıllardır beklenen, üzerinde gerek divan kurulunun gerekse ayrı ayrı gönüllü grupların çalışıp bir noktaya getirmeye uğraştığı, çağın gereklerine ve endüstri pratiklerine uygun yeni tüzük taslağı birçok haklı gerekçeyle ancak görünen o ki içerdiği bir sürü mayınla birlikte 5 Mayıs 2013 günü kongre üyelerinin oylarına sunulmak üzere sayın başkanın takdimiyle resmi sitemizden duyuruldu.
Ne yazık ki kulübümüzün anayasası demek olan yeni tüzük hazırlanırken birkaç kişi dışında kongre üyelerinin ve hatta kongre üyesi adayı olan taraftarların değerli olabilecek görüşlerine başvurulmadı. Olduk olası alıştığımız şekilde, yine maalesef ki bir oldu bittiyle karşı karşıya bırakılmış durumda olduğumuz görülüyor. Sırf bu yüzden dahi, Beşiktaş milletinin üzerinde uzlaşma sağlayacağı yeni tüzük için en azından bir 6 aya daha ihtiyacımız olduğu anlaşılıyor. Özellikle 68 tane madde yazıldıktan sonra en sona sıkıştırılan ‘Geçici Madde’ler ise bütün çalışmayı da, varsa iyi niyetleri ve emekleri de tarumar ediyor. Durum özetle bu şekilde olmakla birlikte, dikkat çekici bazı maddelere ilişkin öne çıkan noktalar ve çözüm önerileri belki şöyle sıralanabilir;

- Yürürlükteki de dahil, kulüp tüzüğümüz maalesef iki küçük yalanla başlıyor. 26 kişilik kurucu listemiz en başta eksik olarak yer alıyor ve hiçbir vesikaya dayanmayacak şekilde 19 Mart’ta kurulduğumuz ilan ediliyor. Tek bilinen ise 1903 Mart ayında doğduğumuz. Düzeltilmesi icap etmektedir. İlgili Madde- 2
- Maalesef Onursal Başkanımız döneminde dahi muzdarip olduğumuz toplu aidat yatırma- geçmişteki sahte üyeliklerin tespiti- yeni toplu üyelikler yapılmasıyla ilgili herhangi bir kaygı gözlenmiyor. Üyelik ücretleri yine kulüp veznesine yatırılabiliyor, her yıl %5 yeni üye alımı gibi bir kısıt getirilse de bunun aleyhte olacak şekilde çalışabileceği- örneğin bin kişiyi bir anda üye yaptırıp o sene başka kimseye imkan verilmeyecek durumlar yaşanabileceği akla gelmemiş gözüküyor. İlgili Madde- 10/e
- Bu meselenin bizce iki çözümü olabilir; birincisi; Kongre Üyelik kartlarının yeni uygulamaya girecek Taraftar Kartlar içinde en kıdemlisi olarak ortaya konulması ve yıllık aidatların sadece bu kart üzerinden şahsen yatırılabilmesi. Başvuru esnasında da aynı şekilde- üye adayının bizzat kendi imzası ve kendi kredi veya banka kartıyla ödeme şartı aranması. Birilerinin cari hesabından üyelik bedeli tahsil edilmesi uygulamalarının son bulması. Tespiti halinde sorumluların başkan dahi olsa kulüpten uzaklaştırılması. Geçmişte üye olmuş herkesin bizzat yıl sonuna dek kulübe gelerek kimliğini ve varsa eksik belgelerini yeniden ibraz etmesi aksi takdirde üyeliğinin düşmesi.
- Ayrıca aidat miktarları eskiden tüzükte yer alan bir maddeyken her mali kurulda değişmesi için 2/3 çoğunluk aranmaktaydı. Tüzükte miktar yazılmadan İdari ve Mali Kurullarda belirlenir denmesi her sene salt çoğunlukla değişebilecek, üye olmayı düşünenler için güvensiz bir ortam yaratabilecektir. Miktar yazılmasa da 2/3 çoğunlukla değiştirilmesi şartı korunmalıdır. İlgili Madde- 10/j
- Seçimli Genel Kurul tarihinin Mayıs-Haziran ayına çekilmesi öngörülmüş. (Ne şans, birkaç haftaya seçim mi var?) Rakipsiz olunduğu düşünülen bir ortamda, kişiye özel ama cesaretten son derece uzak, transfer sezonu göz ardı edilerek getirilen bir öneri olarak duruyor maalesef. Mayısa kadar her branşta atı alanın Üsküdar’ı geçtiği, belirsizlikler içinde kulübü sezon öncesi rakiplerinden geride bıraktıracak bu adımı anlayışla karşılamak mümkün değil. Hem 2 sene dahi dolmadan, başarısızlık sözü verilerek ve tutularak geçirilen sezonda biz mevcut yönetimin performansı hakkında henüz doğru bir değerlendirme yapamadığımıza inanıyoruz. Yoksa stadın yapılamama, seneye de fiyasko skorlarla tepki çekme ve eylül ayından sonra farklı adaylar çıkabileceği hesaplanarak mı ömürlük değil günlük tüzük tadili yapılıyor sorusu ister istemez akla geliyor? Olmaz. İlgili Madde- 18/A
- Yönetim kuruluna bütçeyi Genel Kurul yetkisi olmadan %10’dan fazla aşamama, aşıldığı takdirde borçlardan kendisini sorumlu tutma, önce devlet kurumlarına olan borçları kapatma gibi tedbirler öngörülmüş. Ne yazık ki en son sayfanın en son cümlesi olan kısacık bir geçici madde ile bu tedbirler 2016 sonrasına ertelenmiş! Böyle bir şey kongre üyelerine nasıl izah edilebilir, Allah kolaylık versin demek düşer. Biz peşinen, ikna olmadık. Genel Kurul yetkisiyle dahi olsa bütçenin %10’dan fazla aşılması tartışılmalıdır, geçici değil hemen şimdi ve kalıcı olarak! İlgili Madde – Geçici Madde 2
- Kulüp taşınmazlarının satışı konusunda Genel Kurul yetkisi duruyor ancak gelecek yılların kira gelirleri keyfe keder kullanılabiliyor. Böyle bir şey olamaz. Ayrıca kulübün iştiraklerinin de aynı şekilde gayri menkullerin satış ve uzun dönemli kiralanmaları konusunda Genel Kuruldan yetki talep edileceği açıkça ifade edilmelidir. İlgili Madde- 28/k
- Yeni üyeye referans olma süresi başkan olabilme süresi olan 5 yıla düşürülüyor, olumlu ve mantıklı olmakla birlikte Seçme sicil- Disiplin- Yönetim kurulu üyelikleri şartı da 5 yılda sabitlenirse hem kafa karışıklıkları giderilir hem de daha çok genç üyenin kulüp organlarında görev alması sağlanır kanaatindeyiz. Denetleme kurulu için 5 yıl ve belli fakültelerden mezun olma şartı yine olumlu. Ancak kulüp iştiraklerini denetlemede başkanın onayı şartı kalkmalı ve denetleme kuruluna da örneğin bir bağımsız denetleme kuruluşundan destek alması için bütçe ayrılmalıdır. İlgili Maddeler- 10/a, 43/d
- Seçme Sicil, Disiplin ve Denetleme Kurullarının Genel Kurul tarafından seçilmesi ve Genel Kurula hesap verecek olması kulağa çok hoş gelmekle birlikte iktidarların güdümündeki insanların seçilmemesi bu kurulları işler kılacaktır. İlgili Maddeler- 42,44,49
- Divan Kuruluna 10 senelik 10 üyenin seçilmesi kaldırılmış durumda. 30 senelik üyeler ve 1 sene başkanlık dahi yapsa eski başkanlar vb. divan kurulunda yer alabiliyor. Divan Kurulunun genç dimağlara daha çok açılması için eski maddenin korunması ve yıl sayısından çok niceliğin divan kurulu oluşumunda öne çıkartılması kanaatindeyiz. İlgili Madde-29
- Tarih ve müze kurulu buharlaşmış ve profesyonelleştirilmesi kararı verilmiş. Keşke bütün kulüp gerçekten profesyonelleşse dedirtiyor.
- Yönetim kurulu kulüp için taşınmaz alımı yaparken de Genel Kurul yetkisi aranıyor. Halihazırda bütçeyi aşmama kısıtı ve denetim mekanizmaları işletilebilirse bu tür bir engelin kulüp için bazı fırsatların kaçmasına yol açabileceği endişesindeyiz. Yeter ki taş üstüne taş konulsun, böyle bir tedbir yarardan çok zarar getirebilecektir. İlgili Madde-28/j
- Yönetim kurulu üye sayısının 10’a indirilmesi yeterli görünmemektedir. Başkan- ikinci başkan- genel sekreter- mali işler- hukuk işleri gibi unvanlar korunurken en fazla 7-8 kişilik bir kadro ve gerisi tamamen profesyonellere emanet edilmiş ve bir nevi üst kurul gibi hareket edecek bir yapı kurulması gerekmektedir. İlgili Madde-36
- Başkan ve yöneticiler haricinde görev alan üst düzey personelin de mal varlıklarının incelenebilmesi tartışılmalıdır. İlgili Madde-62
- Aynı kategorideki başka spor kulüplerine üye olanların üyemiz olamayacakları ilkesine, başka kulüplerin ortağı da olamaz maddesi eklenmiş. Başka kulüplerin ve iştiraklerinin yönetim kurullarında yer alan kişileri de Beşiktaş kongre üyesi olarak görmek istemediğimizi eklemek isteriz! İlgili Madde-9
- Kulüpte spor yapmış kişilerin üye olması kolaylaştırılacağı yerde zorlaştırılmış gözüküyor. Spor bilgisi futbol geyikleri seviyesinde olan insanların çoğunlukta olduğu bir kongre yapısı yerine eski sporcularına kucak açmak en azından bir spor kulübü olduğumuzu hatırlatacaktır. İlgili Madde-10/g
- Kulüpte spor yapmış, başarılar kazanmış insanların sporu bıraktıktan sonra sağlık ve veya başka nedenlerle zor duruma düşmeleri halinde sahip çıkılacağı maddesi korunmuş durumda. Hali hazırda uygulanmayan, umursanmayan bir madde olduğu için durması çok elzem görünmemektedir. İlgili Madde-5/i

Kısacası etraflıca tartışılmadan, alelacele ve çok ciddi negatif sonuçlar doğurabilecek, bu yüzden sakat ve ölü doğmuş gibi gözüken, tümden reddedilip üstteki ve benzeri bütün kaygıların giderilerek, katılımcı bir tüzük hazırlanması için çalışmalara yeniden ve acilen başlanmalıdır. Kısa vadeli şahsi menfaatlerin değil Beşiktaş’ın geleceğinin korunması esas alınmalıdır.

Her şeyden Önce Beşiktaş.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Samet Aybaba

Sezon başına dönecek olursak, teknik direktör arayışında olan yönetimimiz Rıza Çalımbay ile masaya oturuyor ve 2 kez anlaşmış olmasına rağmen Sven Goran Eriksson ile de eş zamanlı görüşmeler yapıp bir de ön protokol imzalıyordu. Bu esnada sözle anlaşılan Rıza Çalımbay ve Sven Goran Eriksson’dan bir anda vazgeçilip, ibre kapalı kapılar ardında Samet Aybaba’ya dönüyor ve görüşülüp anlaşma sağlanıyordu. Bu anlaşma sonrası, daha önce imza attırılan Sven Goran Eriksson’a ise imza bedeli olarak belirli bir miktar para ödeniyor ve Feda sezonuna gerçekleşmeyen transfere para ödemek zorunda kalarak başlanıyordu.

Rıza Çalımbay ile anlaşılmış olmasına rağmen sebepsiz bir şekilde vazgeçilişi, Sven Goran Eriksson’a ise İstanbul`a dahi gelmeden ödeme yapmak durumunda kalınması gibi hata içeren durumların varlığı ile birlikte Samet Aybaba ismi camiada o dönem içerisinde tepki aldı. Samet Aybaba ismine o dönem içerisinde tepki verenlerden birisi olarak kendisi hakkındaki düşüncelerimin kesinlikle son haftalarda yaşanan düşüşle alakası olmadığını, genel manada düşüncelerimin zaten bu doğrultuda olduğunu belirtmek isterim.

Göreve başlamadan önceki söylemleri ile göreve başladıktan sonraki icraatları karşılaştırıldığı zaman Quaresma konusunda net bir şekilde kendisi ile çelişmiş ve Beşiktaş serüvenine bırakmış olduğu bu çelişkili imaj ile başlamıştır. Kaldı ki Beşiktaş taraftarının bulunduğu makama saygısı dolayısı ile tribünlerden fazla bir tepki almamıştır.

Sezonun ilk yarısında takımda işler yolunda gidince aslında hataların da üstü örtülüyor ve ufak tefek yanlışlar görmezden geliniyordu. Samet Aybaba her alınan galibiyet sonrası kameralar karşısına geçip “Biz” ifadelerini kullanarak “Bu takım bizim eserimiz” imajını veriyor ve aklına gelen her fırsatta ise takımının yeterli olduğunu ve transfere gerek olmadığını savunuyordu. Dediğim gibi birtakım yanlış ifadeler, gereksiz demeçler takımın iyi gitmesi sonucu sümen altı ediliyor görmezden geliniyordu.

Ligin ikinci yarısı ile birlikte başlayan düşüş Samet Aybaba’yı da bir şekilde değiştiriyor, her maç sonrası verdiği demeçler ile futbolcularını eleştiriyor ve galibiyetlerde ifade edilen “Biz” ortadan kalkıyordu. Her mağlubiyetin sonunda futbolcular eleştiriliyor ve mağlubiyetlerden sorumlu olarak sahadaki isimler gösteriliyordu. Kimi zaman Fernandes, kimi zaman Ersan hatta sakat olduğu için sahaya çıkamayan Almeida bile bu durumdan nasibini alıyordu. Aynı zamanda sakatlıkların da etkili olduğu “Takımımız yetersiz” demeçleri başlıyor ve özellikle sol bek konusunda dert yanan Samet Aybaba, oysa ki sol bek için Gökhan Süzen’i isteyen ve getiren kendisi idi.

Buraya kadarki kısımlarda bile gerekli tepkiyi ben dahil hiç kimseden almadı Samet Aybaba. Taraftar takıma inandı, halen daha inanmaya devam ediyor.

Fakat son olarak Oğuzhan Özyakup hakkında yapmış olduğu açıklamalara gelince;

Neden insanlar her şeyi kendi elleri ile berbat etmeye bayılırlar anlamıyorum.

Hangi akla hizmet hangi mantık ile çıkıp böyle bir açıklama yapma gereği duyduğunu ise hiç anlamıyorum. Hele ki yıllardır genç futbolcu yetiştirmesi ile övünen Samet Aybaba`nın…

Oğuzhan Özyakup konusunda “Çok uyardım dinlemediniz bakın halini görüyorsunuz” diye bir söz kullanmış basın ile sohbetinde Aybaba.

Yani her zamanki gibi yine tek sorumlu olmayan sensin.

Oğuzhan’daki düşüşten taraftar olarak bizler, yöneticiler, gazeteciler, takım arkadaşları herkes sorumlu bir tek hocası olarak sen sorumlu değilsin yani…

Galibiyetler sonrası göğsünü gerip, mağlubiyetler sonrası futbolcularını basının ve taraftarın önüne atmak mı hocalık anlayışın?

Peki o halde “tanısa herkes sever dediğin, benim yıldızım olacak” dediğin Batuhan`dan kimler sorumlu?

Vallahi yazık billahi yazık yem ettiğin, hedef gösterdiğin kaçıncı futbolcun bu…

Teknik adam Samet Aybaba olmasaydı şu anda izleyin siz Adnan Aybaba şovlarını. Herkesi eleştiren yerin dibine sokan Adnan Aybaba abisi teknik adamken sesi bile çıkmıyor. Yazıklar olsun düzeninize…

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Bir Branşın İçine Nasıl Edilir

Bir branş düşünün; inanılmayan ve sevilmeyen bir hoca ile “futboldan anlar” diye dalga geçilen taraftara Basketbolu sevdirdi, öğretti(!). Bir branş düşünün ki oynadığı bütün kupaları kaldırdı, kupaları kaldırırken de maçlarını kapalı gişe, kara borsaya düşmüş biletlerle oynadı.

Şampiyonluğun ertesi günün taraftar kombinelerin satışa çıkması için yalvardı. Yeni yönetim ise beklemeye başladı. Önce, cebinden bol bonuslu kartını düşürmeyen hoca sponsoru bahane edip bekleneni yapıp ayrıldı. Ertesi gün de layık olduğu yuvasına gitti. Sonra da olması beklendiği üzere, daha önce Efes’e giderken yaptığı gibi, oyuncularımızın aklını çeldi ve en önemlilerini sırayla yeni takımına aldı. Alırken de bir güzel indirim aldı. Bizim sözleşmeli oyuncumuzun aklını çeldikleri yetmiyor, bir de üzerine indirim alıyordu…

Bizim 3 kupalı takımımızın yöneticileri ne yapıyordu peki?

Önce taraftarın “hoca” gazını almak için çok sevilen Erman Kunter’i aldılar. 3 kupalı, Euro League’de oynayacak takıma sponsor bulamadılar. Görüşmelere gitmediler, biz onların ayağına gitmeyiz, onlar gelecek dediler. Kimse de gelmedi. Olsun böylesi daha güzel dedik (en azından ben dedim). 6 milyon$ ayırıyoruz dediler. Ahmet Kandemir’in yabancısız takımını gören bizlere “yeter bile bu para” dedirttiler ve bunlar olurken hala daha kombineleri satışa çıkarmamışlardı. O gazla satılacak binlerce kombinenin sponsorları çekeceğini akıllarına bile getirmemişlerdi herhalde.

Hawkins, Arroyo, Erceg, Bonsu, Dudley gitmiş, yerlerine Jerrels, Vidmar, Cevher, Tutku, Muratcan alınmıştı. Bu isimler taraftarı memnun etmese de taraftar geçen senenin verdiği alışkanlıkla Efes’ten Cumhurbaşkanlığı Kupası alınırken yine görevinin başındaydı. Takım alışkanlıktan olsa gerek Efes’i saf dışı bırakmayı bildi. Bu başarı yönetime kombineleri hatırlattı ve kombineler satışa çıktı ama beklenen seviyeye ulaşmadı. Futbolda Batuhan’a verilen para, Cenk’e yapılan zamla basketbol takımına 3 tane adam gibi transfer yapılabilirdi ama biz futbolun kulübesine yatırım yapmayı tercih ettik. Euro League’e direk katılacağımız sezonda Avrupa’da dikiş tutturamamış Dasic, Markota, genç Christopher ve Falker ile başarı aradık. Top 16 öncesi gerekli başarıyı da yakaladık ve ilk turun bitimine 3 hafta kala Top 16’yı garantileyen nadir takımlardan biri olduk. Ligde güçlü bütün takımlara kaybeden bir takım olduk. Ciddi maçların hiç birini kazanamıyorduk ve bu Top16 öncesi alarmların çalmasına yetiyor da artıyordu bile…

Tutku’nun sakatlığı sonrası Dasic’le yollar ayrıldı. Ewing ile 1 numara açığı kapatılmak istendi. Yorgun savaşçı Vidmar’a destek olsun diye Nalga alındı ama takım alışmıştı artık mağlubiyetlere…

Top 16 başladı ve o alışkanlık lanetimiz oldu. Barcelona ve Siena maçlarının 30 dakikası hariç, takım bitik, yorgun, hırsı olmayan takım görüntüsü veriyorduk. Olan oldu ve ilk 5 hafta sonunda içeride dışarıda yendiğimiz Brose Basket ile “hiç galibiyeti olmayan” takım ünvanını paylaşıyorduk.

Bütün bunlar olurken hocaya olan saygımızdan olsa gerek hocayı eleştirmek aklımızın bile ucundan geçmiyordu. Konduramıyorduk.

Gelelim Erman Hocaya…

Bu yazıyı yazmaya başladığımda Telekom maçının ilk çeyreği bitmiş, çift haneli sayılarda fark yemiştik. Bu noktada ise fark 19 sayı ve öndeyiz. Bu maç da dahil olmak üzere bu sene 40 tane maç yaptık. Bir hücumumuzda bir elinde top olan guardımızın diğer elini havada gördünüz mü? Yani bir tane sete set hücum gördünüz mü? Sokak basketbolundan bir gram farkı olmayan, alan savunmasına karşı hücum edemeyen, alan savunması yapamayan bir takımımız var ve kimse ne oluyor demiyor! Erman Hocamızın kenarda bir gram hırsı yok. Jerrells isterse oynuyor, takım kazanıyor. Koca takım bir tane adamın eşref saatini bekliyor. Basketbolda her attığın sayı olacak diye bir kural yok. İyi savunma yaparsan, iyi hücum edersen kazanırsın. Takımda Vidmar’ın yedeği olabilecek bir tane adam yok. Geçen sene o zorlu süreçte süre alan Barış ise benche kazık atmış durumda. Aynı şekilde Kartal da öyle. Rotasyon adı altında boyna oyuncu değiştiriliyor, benche oturan oyuncu bir daha akla gelmiyor. Önde gidiyorsun, 9-10 fark yiyene kadar mola alınmıyor. Sahaya hırsla çıkan bir tane oyuncu yok. Her maç kaçırılan serbest atışlarla buradan Euro League’e yol olur, köy olur.

Kartal Özmızrak: Kenarda unutuldu gitti. Geçen sene yeri geldiğinde kritik maçlarda sayılarıyla takıma nefes aldıran, gelecek vaat eden oyuncumuz hayatta mı merak içerisindeyim.

Can Akın: Sakatlığı sonrası, süre buldukça daha iyi olacak belli ediyor.

Tutku Açık: Sakatlanana kadar çok iyi işler yapmasa da takımın önemli bir oyuncusuydu. Şuan takımın en büyük eksikliği ikili oyunları Tutku kadar iyi oynayan bir 1 numara.

Jerrells: Takıma değil kendine oynayan, takımı yönetmekten çok sayı atmaya çalışan, şu kadroda şu an için takımın her şeyi olan adam.

Serhat Çetin: Zaman zaman çok acele atışlar ve top kayıpları ile takımın ahengini bozsa da en sıkışılan anlarda bulduğu sayılarla takımın ilacı.

Patrick Christopher: Çok genç, çok daha iyi olacak ama bir türlü bekleneni veremiyor.

Muratcan Güler: Barcelona maçında yakalanan ivmenin başrol oyuncusu ama sezon başından beri bekleneni veremeyen bir başka isim.

Daniel Ewing: Ne yaptığını, ne yapacağını anlayamadığımız, “güya” kurtarıcı transferimiz.

Barış Hersek: Yeterince süre alamıyor, kendini geliştiremiyor ama burada hocadan çok O’na kızılmalı.

Cevher Özer: Bu takımda olmayı gerek kafa gerekse de karakter olarak hak etmeyen, 2 sene önce Galatasaray’a gittiği gün Beşiktaşlıların kafasından çıkan, etkisiz isim.

Damir Markota: İyi işleyen bir takıma çok şey katabilecek, Basketbolu çok iyi bilen ama bir tane seti olmayan takımda heba olan oyunculardan biri.

Gasper Vidmar: Keşke Fenerbahçe’den bonservisiyle alınsaydı dedirten performansı ile Avrupa’nın büyüklerine göz kırpan, mağlubiyete isyan eder gibi oynayan tek adam.

Randal Falker: Çok iyi niyetli olmasına ve 4-5 numara karışımı bir oyuncu olmasına rağmen, yokluk sebebiyle 5 numara oynatılan ve yetersiz kalanve asla kurtarıcı olamayacak bir oyuncu.

Cemal Nalga: Ewing’le aynı zamanlarda transfer edilen, çözemediğim bir başka adam.

Erman Kunter: İyi niyetine, bilgisine, becerisine kimsenin laf edemeyeceği ama gel gör ki bir gram hevesi, hırsı olmayan bir coach görünümü veren, Beşiktaşlılığına bir gram laf edemeyeceğimiz coachumuz. Ya kimya uymuyor, ya da bir şeyler ters gidiyor.

Abdullah Sözer ve Beşiktaş YK: Bir Basketbol seyircisinin “nerede maç izlemek istersiniz” sorusuna vereceği en son seçeneğe, Abdi İpekçi’ye maçları alarak taraftarı delirten, rakiplerine indirim yapmayı düşünen, Basketbol takımını gram düşünmek yerine yedek kulübesindeki yedek futbolcuya yapacakları zammı düşünen, 3 kupalı bir takıma sponsor bulmaktan aciz, suçu hep taraftara yıkan yöneticimiz, yöneticilerimiz… Avrupa’da tez konusu olursunuz; “alınmadık kupa bırakmayan bir takımın, bir branşın içine nasıl edilebilir” konusunun başrol oyuncuları…

Kolay gelsin Beşiktaş Taraftarı…

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Kamuoyuna Duyurulur.

Spor Kamuoyuna Duyurulur

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

9 Aralık 2012′de Ahmet Cömert’te yaşananların ilk dakikasından itibaren sarı kırmızılı camiaca yapılan dayanaksız propaganda üzerine lüzum görülen açıklamamızdır.

İlk olarak hiçbir şekilde engelli bir sporcuya karşı herhangi bir müdahale ne söz konusudur ne de herhangi bir sporcu bunu iddia etmektedir. Buna karşın, görüntülere, olayları yaşayanların ifadelerine başvurulmadan şark kurnazlığıyla atılan iftiralar çoktan boşa düşmüş olması gerekirken göz altında tutulan Beşiktaşlılara maalesef bu kalleş suçlama yöneltilmektedir.


Kameralara da yansıyan görüntülerde görüldüğü gibi olayları karşılıklı küfürleşmenin ötesine götürerek koridorda eline geçen eşyalara zarar veren tarafın kim olduğu fazlasıyla açıktır. Sporculara ait sandalyelerin de Beşiktaş tribünü tarafında yer almadığı görevliler ve emniyet yetkililerince bilinmektedir.


Önceki senelerde yaşanan, engelli bir Beşiktaş taraftarının darp edilmesi olayının ardından nispeten oldukça kalabalık bir grupla salonda yerini alan siyah beyaz renklere gönül verenlere çamur atmakla kimsenin ayıbının örtülemeyeceğinin, Türkiye’de tekerlekli sandalye basketbolunun başlamasının öncülerinden olan Beşiktaş taraftarının hakkını yedirmeyeceğimizin bilinmesini isteriz.


Derbilerin yasak olmadığı son spor dalında yaşananlardan dolayı taraftarların en çok kendine zarar verdiğini üzüntüyle belirtirken yaşananların günahının sadece bir topluluğa yıkılmaya çalışılmasını kınadığımızı kamuoyunun bilgilerine sunarız.

Saygılarımızla.

Önce Beşiktaş.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Fikret Orman Başkan BEŞİKTAŞ ….

Yıl 2004

Aylardan Mayıs,

Beşiktaş`ta seçim havası hakim, Beşiktaş başkanını seçiyor.

Adaylar ; Yıldırım Demirören , Fikret Orman  , Erol Kaynar , Affan Keçeci.

Yıldırım Demirören ve Fikret Orman mutlak favoriler, Erol Kaynar ve Affan Keçeci ise ismi Beşiktaş başkanlığının kıyısında bile anılmayan başkan adayları .

Nitekim iki favori ismin kıyasıya  çekişmesi ile devam eden ve akabinde favorilerden olan Yıldırım Demirören in 150-160 gibi bir oy farkı ile başkanlık seçimini kazanması ile sonuçlanan bir seçim .

Bahsettiğimiz dönemin 2 favorili seçiminde benim başkan adayım 160 oy farkı ile seçimi kaybeden Fikret Orman idi .

Olmadı.

Fikret Orman seçimi kaybetti ve Beşiktaşımızın yeni başkanı Yıldırım Demirören oldu.

Yanlış transfer politikası ile başlayan yanlışlar ardı sıra gelmeye başladı.

Bulduğunu al mantığı ile Futbolcu çöplüğüne döndürülen Beşiktaş

Aldığı Futbolcuları bedel almadan üstüne bedel ödeyerek, tazminatlar vererek gönderen de Beşiktaş.

Aynı Beşiktaş, bünyesindeki fazlalaşan futbolcuları bir bir kulüplere kiralıyor ve kiralama bedeli almadığı gibi bir de yıllık ücretlerini kendi kasasından ödemeye başlıyordu. Demirören ile başlayan bu sistem zaman içerisinde yine Demirören ile daha da yayıldı ve büyüdü. Beşiktaş sürekli borçlanırken bir yandan da Anadolu takımlarının hayır kurumu haline geldi. Birçok takımda bonservisi bizde olan ve yıllık ücretini bizim ödediğimiz , bir kuruş kiralama bedeli almadığımız futbolcular mevcut idi.

Aynı zamanda 6 ay en fazla 1 sene içerisinde değiştirilen teknik adamlar, hepsine ödenen  tazminatlar, davalık olunup kaybedilen ve sonucunda kat ve kat fazlası ile Beşiktaş kasasından çıkan, çıkartılan paralar.

Bu olayların peşi sıra mevcut başkanın söylemleri ve söylemlerdeki hata ve çelişkileri geldi.

Ben başkan iken bu kulübün kapısının önünden bile geçemezler dediği ne kadar adam varsa kulüpte o ya da bu şekilde görevlendirildi ve Beşiktaş bünyesinde ekmek yedi.

İki ezeli rakibimiz şampiyonluk için çekiştikleri senede bir derbi maçı öncesinde rakip takımın yöneticileri ile yediği yemek sonrası yaptığı benim gönlüm “x” şampiyon olsun istiyor açıklaması geldi kendi taraftarını sinirlendiren.

Ve anlatılmakla  bitmeyecek , kelimelerin bile yetmeyeceği çok büyük bir hatalar, yanlışlar, ihanetler zinciri.
2006 yılı ile sabır taşı çatlayan taraftarların , yani bizlerin tribünden yayılan ve gün geçtikçe destek bulan , desteği artan , sesi çoğalan tepkileri.

İstifa mücadelesi , karşımıza çıkartılan zorluklar , zorbalıklar , üzerimize yollanan adamlar , mücadele ve kavga. Kongre üyesi olarak tribünlerden kongre salonlarına  taşıdığımız  , taşımaya çalıştığımız mücadeleler. Bütün bu sürecin sonunda başkanlığı ancak oğluma bırakırım diyen Yıldırım Demirören çocuklarımın rızkı dediği alacağını 5 senet şeklinde biçimlendirip mali kongrede de ibra edilmek adına hibe ediyorum yalanını atarak Beşiktaş başkanlık makamından ayrılıp TFF
(Türkiye Futbol Federasyonu) başkanlık makamına terfi etti(!)

Bu sürecin devamında,

Yıl 2012;

Aylardan Mart

Beşiktaş Yıldırım Demirören`den kurtulmuş ve yeni başkanını seçiyor.

Adaylar : Fikret Orman , Nazmi Koca , Bülent Deriş.

Yıldırım Demirören sonrası taraftarın Serdal Adalı ve Murat Aksu beklentisi daha doğrusu ümidi her iki ismin de aday  olmayacağını açıklaması ile hayal kırıklığına dönüştü.

Bu esnada yedek kulübesinde oyuna girmeyi hayal eden bir futbolcu edası ile ortaya çıkan Fikret Orman adayım dedi ve camianın yeni umudu olmayı başardı .

Evet çoğunluğun yeni umudu, ümidi ve Beşiktaş`ın kurtuluşu gördüğü isim camianın içerisinde yetişen ve bu kültürden gelen Fikret Orman idi.

Rakipsiz olduğunu düşündüğümüz seçimde kullanılan oyların nerede ise hepsini alarak başkan seçildi.

Böylelikle Beşiktaş`ta 2004′te aday olup kaybettiği başkanlık hayallerine 2012′de kavuştu Fikret Orman.

Sonrasında taraftarın ondan sportif başarı anlamında olmasa da Beşiktaş`ı düzlüğe çıkartabilecek hamleler açısından büyük olan beklentileri başladı.

Seçim öncesi tv programlarındaki konuşmaları büyük beklentinin tartışmasız bir numaralı nedenlerinden birisi idi.

Resmen Beşiktaş Başkanı olduğu anda ortaya atılan Demirören`in devamı, onun emanetçisi gibi iftira ve yakıştırmaları, Beşiktaş`ın 3 kuruşunu kimseye yedirmeyiz , gerekirse gereken herkesten hesap soracağız sözleri ile püskürtmeye çalışmış ve camiayı bir beklenti içerisine sokmuştur.

Uzun lafın kısası hesap sorma sözünüzü geciktirdiğiniz her an , her saat, her gün sizin aleyhinizde işliyor ve camianın gözündeki başkan duruşunuzu zedeliyor.

Biz Quaresma’nın ne yapacağı ile ilgilenmiyoruz, son dakika transfer edilecek bir dünya yıldızı da istemiyoruz. Stat konusuna karnımız bir hayli tok her sene mayıs ayında vurulamayan o kazmaları unutmadık biz.  Şampiyonluklar, kupalar da beklemiyoruz. Ya çıkın söz verdiğiniz gibi Beşiktaş`ın 3 kuruşunun bile hesabını bugünleri yaşatanlardan sorun ya da istifa edin. Bu taraftara bu camiaya bir sözünüz var ve tutmak
zorundasınız.

Yukarıda bahsettiğim bu güne kadar yaşanılan sürecin sadece onda biri olduğu o dönemi bize sakın aklamaya çalışmayınız. Bunu bizlere anlatamaz, anlatmayı başarsanız anlattıklarınıza inandıramazsınız.

Kısacası, bırakın artık Quaresma’yı Yeni Stadı , Şampiyonlukları. HESAP SORUN ARTIK!

Fikret Orman Başkan BEŞİKTAŞ ……. ?

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Beşiktaş Camiası ve FEDA

Seçim öncesi bu durumlara düşeceğimiz az çok belli olmuştu. Serdal Adalı’nın, adaylık için nabız yokladığı günlerde Beşiktaş’ın ileri gelenlerinden(!) aldığı cevaplar bugünlere geleceğimizi belli etmişti. Ne olursa olsun birkaç aday canı gönülden bu yükün altına elini sokmak için uğraş veriyordu. Yalçın Karadeniz’in adaylığını açıklayıp, “Süleyman Seba’nın kendisini desteklediği ve ortaya çıkması gerektiğini söylediği” yalanına kadar insanlar bir şeyler için uğraş veriyordu. Bu adaylık ve yalan sonrası, nabız yoklayan ve çalışmalar yürüten Murat Aksu ve Serdal Adalı adaylıktan vazgeçtiklerini açıkladılar. Bir gün önce yokum diyen ve yurt dışında bulunan Fikret Orman, anında başkan adayı olmuş ve YK listesini kulübe sunmuştu.

Fikret Orman’ın adaylık başvurusu camiaya bir heves katmadı. Bir coşku yaratmadı, çünkü kendisinin Serdar Bilgili, Yıldırım Demirören ve İsmail Ünal’dan bir farkı olmadığını düşünüyordu herkes. Fikret Orman’ın YK listesini, resmen seçim günü öğrenme fırsatı buldu koca camia. Listede bulunan Levent Erdoğan, Seyit Ateş gibi isimler camianın dudak bükmesine sebep olurken Berk Hacıgüzeller, Berkan Gocay ve Mesut Urgancılar’ın YK listesinde olması “acaba?” demesine sebep oluyordu herkesin. Üstüne Fikret Orman’ın “8 senenin denetimi yapılacak ve hesabı sorulacak” demesi heyecanlandırmıştı herkesi.

Ama…

Beşiktaş taraftarının ve camiasının kanayan yaraları; Levent Çifter, Gökhan Sarı ve Tuğrul Yenidoğan göreve getiriliyor veya da terfi ettiriliyordu. YK, Beşiktaş’ın kanayan yaralarına VEFA gösteriyordu. Bu, bozuk olan morallerin daha da bozulmasına sebep oldu.

Herkes maddi durumun çok kötü olduğunun bilincindeydi. Hatta adaylık süresince herkes bu durumdan dert yanıyordu. Taraftar da bunun fazlasıyla farkındaydı. Beşiktaş Milangaz’ın finale yürüyen yolunda yeni yönetim, taraftarla birlikte başarıya ulaşırken bir kenetlenme söz konusu idi. Derken bir anda FEDA çıktı ortaya. Çok güzel düşünülmüş bir organizasyondu. Fakat aceleye getirilerek, insanlara sadece bir tshirt imajı verilerek bir kampanya atıldı ortaya. Aslına bakarsanız başarılı da oldu. Binlerce kişi FEDA diyor başka bir şey demiyordu. Özellikle taraftar için uzun süredir gereksinim olan kenetlenme söz konusu idi. Fakat bu kenetlenme sadece taraftar aşamasında kaldı. Kendi halinde bir taraftarın 20-30 adet tshirt aldığı yerde, 2-3 kişinin bir araya gelip 50 adet tshirt aldığı yerde, 137 tane derneğe baskı yapılıp 1000’er tane satın alması sağlanmadı. Çünkü yine yeniden o derneklerin oy hesaplarına ihtiyaç vardı. Zavallım taraftar yüklendi durdu. Şapkası çıktı alındı, atkısı çıktı alındı.

Ama insanlar bir noktada “ne oluyoruz?” demeye başladı. Olumsuzluklar göze batmaya başladı.

Peki insanların gözüne ne battı? İnsanlar ne gördü?

İnsanlar;

1) Basketbol takımının tarihi başarısının değerlendirilmediğini, beceriksizliği gördü.

2) Tam camia bütünleşiyor derken Kombine fiyatlarını gördü. Bütünleşmeye engel olundu. Resmen Kapalı ile bir hesaplaşma havası seziliyor ki çok yanlış bir sezinlemedir umarım (Fiyatlar geçen sene de dediğim gibi normaldi. Bu sene için de normal olabilir ama takımın durumu düşünüldüğünde takımın hali ortada iken çok abes fiyatlardır şahsımca). Daha fazla kombine satılacak, daha fazla insanla bütünleşilecek ve daha fazla insan Kartal Yuvalarına çekilecekti ama olmadı, FEDA denilmedi.

3) UEFA’dan gelen ceza ve “hesaplarda sahtecilik yapıldı” söylemiyle birlikte, YD’den hesap sorulmamasını gördü. Asıl FEDA o şekilde olacaktı. Başında bulunduğu Federasyon’un bize yapabilecekleri düşünülse bile FEDA denilecekti, Kongre’de insanların içinde söylediği “hibe ediyorum” lafı alenen ortada iken beyefendi’ye senet yazan Ertunç Soğancıoğlu, Engin Baltacı direk FEDA denilerek üyelikten ihraç edileceklerdi, edilmedi. FEDA olmadı. Bir denetlemedir ki aylardır bitmedi, yönetim bir türlü FEDA demedi.

4) Tecrübesiz yöneticilerin mikrofon peşinde koşup belirli belirsiz sitelere demeç vermesini ve kulübü küçük düşürmelerini gördü.

5) Küçülmeye gidiyoruz nidalarıyla beceriksizce yapılan transferleri, takım kurulumunu gördü. Futbol Şubesi sorumluları hoca arayışında iken, yöneticilerin kendilerince beceriksizce imzalayıp, kendi ceplerinden ödedikleri tazminatları gördü. Terinin son damlasına kadar savaşan futbolculara yol verilip, kılını kıpırdatmayan futbolcuların takımda kalmasını gördü. Bu futbolcuların gönderilmeye çalışılırken, kendi futbolcusuna neredeyse küfür eden, futbolcunun değerini düşüren yöneticileri gördü.

6) Mehmet Topuz transferi sırasında, aklınca Beşiktaş’a laf sokan Kayserispor Başkanı ve Menajerinin ayağına gidilip hazırlık maçı yapılmasını gördü.

7) Amatör Branşlardan bazılarının dondurulmasını gördü.

Insanlar bu olumsuzlukları gördükçe tüm yükü omuzlarında hissetti. Galatasaray yönetiminin geçen sene yaptığı (yanlış bilmiyorsam) sermaye artırımı şeklinde borsada bir hareket yaparak nefes alınması gibi bir hareket de olmayınca; insanlar “bizim FEDA dememizle bu iş ne kadar olacak, madem biz yapacağız her şeyi bu YK ne işe yarar” demeye başladı ki haksız da değiller. Bugünkü isteksizlik ve bitmek bilmeyen eleştirilerin tamamı da bundan dolayı olmakta.

Neredeyse 6 ay oldu. Bağımsız denetim firması, Beşiktaş’ın hesaplarının altını üstüne getirdi. UEFA’nın bile gördüğü hesaplardaki sahteciliği acaba bu denetim firması raporuna yazacak mı? Yazmasa bile Fikret Orman ve Yönetim Kurulu Üyeleri bu cezayı ve gerekçeli kararını görmedi mi? Hala neden dava açılmadı? Neden Yıldırım Demirören’in 8 senede yaptığı borçların hesabı sorulmamakta?

Sayın Fikret Orman,

Bizi gazetelerin magazin sayfalarındaki görüntüleriniz ilgilendirmez. Bizi Beşiktaş için ne yaptığınız ilgilendirir. Görünen de o ki; hesap sormak gibi bir niyetiniz söz konusu değil. Şunu bilin ki; eğer aklınızda öyle bir düşünce varsa hiç durmayın bırakın gidin. Eğer gitmez ve hesap sormazsanız Yıldırım Demirören’in yaptıklarının hepsinin yanına imzanızı atmış olursunuz ve zamanı geldiğinde Gerçek Beşiktaşlıların oylarıyla seçilmiş bir yönetim Kurulu’nun açtığı davanın sanığı konumunda olursunuz. Çünkü; Hisse sahibi ve kongre üyesi ben ve arkadaşlarım bu işin peşini bırakmayacağız.

Benden, bizden söylemesi.

Saygılarımla
Erinc Korkmaz

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Beşiktaş Başkanı ve Tercihleri

Tam da en can alıcı noktadan vurulduk yine. ‘Beşiktaş başkanlık makamı yeniden saygı duyulan bir kurum olacak!’ denmişti halbuki. ‘Yeniden’in manası açık, Demirören ve Bilgili döneminde ağızlara sakız olan o mevki yine başarıyla itibardan yoksun bırakılıyor, Allah kahretsin!
Önceki ikisi de yanlış tercihler yapmıştı şöyle bir düşününce;

Kapalı yerine locaları,
Şampiyonluk kazanmak yerine şampiyonluğu karanlık ellere teslim etmeyi,
Pascal yerine ahlak bekçiliğini,
Timberland yerine parmak arası terliği,
Beşiktaş formasını baldırı çıplak mankenlere giydirip fotoğraf çekmeyi,
Azize edilen küfürleri bahane edip kaçıp gitmeyi,
Semtinden geçmem deyip Akaretler’i elden geçirmeyi tercih etmişti biri.

Sahte gözyaşlarıyla, Kapalı vaadiyle gelen bir diğerinin tercihleri de pek hayırlı sayılmazdı, o kadar çok yazdık ki hatalarını burdan Mars’a yol olur.

Şimdi ise serinin devam filmi niteliğindeki kabusun üçüncü perdesinin tercihlerini tartışır olduk maalesef,

Hesabını sormak yerine öbürünün sponsorluğuna, Tff avanslarına bel bağlamayı,
Altınsay yerine L. Erdoğan’ı,
Herhangi Beşiktaşlı bir TV’ci yerine şantajcı Tuğrul’u,
İcraatlarına güvenmek yerine L. Çifter’i tutmayı,
4-5 senelik sistem kurabilecek Avrupalı bir hoca yerine Aybaba’yı,
Yaşatmak yerine voleybolu dondurmayı, dağıtmayı,
Tribünü doldurmak yerine boş bıraktırmayı,
Q7 yerine Baros’u (ki ikisi de işe yaramaz),
Şimdi de Batuhan’lara Muhammed’lere örnek olacağı yerde hiç var olmamış arkadaşının yeğenini. Saygıdeğer eşi affetmişse bize başka da bir şey demek düşmez. 

2014′e kadar bu hatalar götürür mü, göreceğiz hep birlikte, ama genç kongre üyeleri rahatsız.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Madem ki!

Madem ki bu saltanat kalmayacak, sen onu bir şimşek farzet, çaktı, söndü. Ebedî
kalmayacak mülkü, gönül, bir rüya bil! –Mevlana- …

Madem ki deyip ‘’keşke’’ciler duvarına bir çizik  atmak mı yoksa geleceğe umutla bakan ama bunun bir dayanağı olmadığını sadece geleceğin somut bir varlık olmadığından dolayı yarattığı soyut mutlululuk ve beklentileri savunmak mı…

Ortak duygusuz sonuç, ‘’mutsuzluk’’. Bir parça duygu barındırıyorsa ‘’beklenti ve heyecan’’… Bizim lugatımızda‘’emek ve mücadele’’.

Madem ki müşteri odaklı çalışıp müşteri istek, ihtiyaç ve beklentilerine karşılık vererek kârlığı arttırıp, işletmenin devamı ve büyümesini sağlamak gibi ‘’duygular dışı’’ bir misyon yüklediniz kendinize;

1) Neden ‘’sermayemiz duygumuz’’ diyen adamı yetkiyle donatıp kısa sürede sistem değişikliğine gittiniz? Oysa müşterilerin çoğunun bu sene vitrinde görmek istediği en şık parçasıydı sezon koleksiyonunun.

2) İşletmeyi kârlılık düzeyinde tutamayıp, batırma noktasına gelen ve acilden devreden kişi hakkında neden şimdiye kadar bir aksiyon almadınız? Oysa müşteriler o işletmeciyi hiç sevmiyorlardı.

3) Müşteriler geçen sezon koleksiyonunda en çok parkede sepet topu oynayan kara ve beyaz çocukları severken bu çocukların çoğunu dağıtmış, yerlerine ne vereceği belirsiz çocukları toplamış, kimisini hâlâ koleksiyona katamamış, seri sonu bekleyen bir halde iken hele ki birisi için tartışmadığı müessese kalmayan, hakkında çok fazla dosya barındıran, 2 ay sonra uzun süre cezaevinde kalması muhtemel olan arsız bir işletmeciden ‘’ben dev holdingim sen KOBİ, sana işe yaramayan bir elemanımı göndereyim de bana işe yarar hale getir ‘’ gibi esnaflığa sığmayan anlamsız bir laf yemiş…

4) Ezeli dostluk başka ticaret başka derken, daha geçen ay depo kirası konusunda kesin ve net tavır koymuş naylon faturacı esnafa ederinin 2/3’üne koleksiyonun en kıymetli ama karakter yoksunu parçalarından birini vermiş,

5) 2 sene önce en iyi müdürlerinden birinin bu mal satmaz dediği bir MAL’ı iki sene içerisinde kendine değer katmaması ve piyasası olmamasına rağmen acayip bir bedelle geri alma derdine düşmüş,

6) En kalbî müşterilerinin olduğu mağazasına iki çivi dahi çakmadan, ederinin 1.5 misli ödeme istemiş, müşterilerini kendinden soğutmuş, duygusuzlaştırmış, ötekileştirmiş ama yerine alacağı VIP müşterilerin de talebi olmayınca en özel yeri atıl bırakmış, sürümden de kazanamayıp zarar noktasına getirmiş,

7) Elde kalan pahalı ama alıcısı olmayan geçmiş sezon ürünlerini ve MALlarını diğer işletme sahibi pazarlama harikası gibi gösterirken, bu elde kalmışları sürekli kötüleyip onlara stok maliyeti ödeyen,

8) Piyasadaki rekabet ve duygu sömürüsünü en iyi bilen aracıların spekülatif hareketlerini asla pas geçmeyen, kitle iletişim araçları ile bilgi kirliliği yaratmakta üstüne olmayan,

Maalesef ki birçoğunun esnaflığı, işletmeciliği, yöneticiliği  bilmediği bir ‘’neden geldim İstanbul’a’’ arabeskinde yaşayıp müşteri istek, ihtiyaç ve beklentilerinden uzak, kendi hayal dünyasında ve geleceğe dair ‘’dünyayı kurtaran adamın oğlu’’ gerçekliğinde dahi olmayan bir yönetici kadrosu ile karşı karşıyayız.

  • Mevlana ile başladık yine onuna bitirelim; Sen bana kendi gözünle bakma, benim gözümle bak da biri iki görme!  Bana, bir an olsun benim gözümle bak da varlıktan öte bir meydan gör!

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Aktif Pazarlama

Ne kadar yılmış, ne kadar nefret etmişiz son yıllarda bankaların kartlarından ve sürekli aranmaktan. Bir de X yardım kuruluşu, Y şirketinin benzer şekilde size nasıl ulaştığı bile belli olmadan gelen tacizlerinden. Taraftar-müşteri olunca ise durum farklılaşabiliyor tabii, ya alışık olmadığımız için ya da baştan hevesli olduğumuz için ‘Size bir arkadaşınız yönlendirdi Beşiktaş dergisinden arıyoruz’ der demez ilk akla gelen düşünce ‘off ya işin gücün ortasında’ olmuyor da ‘yaşasın bizimkiler de aktif pazarlamaya başladı’ oluyormuş.
-120 lira mı? Oha, neyse uzatın aboneliği gitsin, feda sözcüğünü kullanmayın  artık yeter.
-Tabii efendim siz başka kimleri tavsiye edersiniz?
-Yolla maili gönderiyim bir liste dolusu tavsiye, hadi eyi günner.

Aynı şekilde bonus kart. Yıllarca kartta aidata karşı mücadele vermiş bünye, yarısından çoğu kulübe gidecek, 800 lira harcama taahhüdüne forma hediyesi de cabası diyerek ikna eder kendini satıcı elemandan önce. Hiç kimse çamur atmasın, güzel kampanya, özellikle benim gibi limonu bile karttan çektiren, ayda 1000-1500 arası rahat harcayan taraftar-müşteri tipine çok güzel bir teşvik. Bu arada taraftar kart çıkarsa asla bu tip promosyonları kulüp finanse edemez görüşümüz devam etmekte, 100 lira aidat alıp 100 liralık forma mı verecek kulüp, geçiniz! Ne var ne yok kongre üyelik kartına yüklenmesi lazım kulubün, taraftar kart pasif ve ilk fırsatta iptal edilecek bir alet olur.
Başka olumlu gelişmeler de var elbet pazarlama anlamında, Emre Şenkartal’ın yazılarında daha ayrıntılı göreceğiz, semtin göbeğinde kocaman Kartal yuvası kondurulacak artık, ürünlerde ise amatör ruhlu gönüllü arkadaşların tasarımlarının imzası olacak. Kış kreasyonlarını görünce daha net anlayacağız neticeyi. Taraftar yönetim işbirliği böyle olur, bedava bilet dağıtmayla olmaz. Feda tişörtü de sessiz sedasız 120.000′e vurdu. Kırmızı forma da baya tuttu, güzel oldu güzel. Yalnız çubukluda geç kalındı gibi, diğerleri aynı anda hepsini sunarken bizde hala o organizasyon yok belli ki. Paketleme sorunları aşıldı, nerden biliyoruz, en az 3 kere arayıp gönüllü olarak yardım edelim fedalarına kavuşsun vatandaş dedik ama gerek olmadığını öğrendik o sıra.
Resmi site de tasarım değiştiğinden beri her açıdan iyiye gitti, eskiden açıp bakmak aklımıza gelmezken şimdi sürekli güncellendiğini görmek çok sevindirici.
Pazarlama sadece yuvalar değil elbet, kombinelerin pazarlanması çok çok yanlış bir zihniyetle yapıldığı için elde patladı. Ya kötü niyetli ya akılsız olmak lazım bu fiyatlarla taraftara yüklenmek için. Halbuki Şeref Bey’in konforu da artırılmış, 300 tane de kamera konulmuş, sahaya bir şeyler atıp kulübe zarar vereni tespit etmeyen Fenerli olsun artık. Her küfür edeni her protestoyu mimlemeye çalışmasınlar yeter! Basketbolda da takım kuruldu ortada kombinesi yok daha, konuşulan rakamlar ise uçuk.
Diğer bir güzel gelişme, 20.000 lira takmıştı yüzsüz vatandaşın biri zamanında kulübe, ödemiş nihayet. Sahi 750.000 liralık derneklerin borcu ne olacak?
Bir de kongre üyelik başvuruları çok iyi gitmiyor, daha fazla teşvik edilmesi için avantajlarının arttırılması şart artık! Grupçular hemen başladı hani 100.000 nerde filan diye, laf verdirmeyin o vampirlere. 1 kişi bile bağımsız üye olsa vampir akbaba karışımlarına atılan tokattır.
Son söz,biz her konuda yönetimleri de kendimizi de yereriz de överiz de,ama aynısı herkes için geçerli olamaz. Eski başkanın kaba etinde yalanacak yer bırakmayanlar, Fon peşkeşlerine, menajerlere, şov transferlere, diğer bütün yanlışlara kendi menfaati için susanlar, kendilerini aktif olarak pazarlayanlar da denebilir,bugün mesela Tamer Kıran’ı eleştirmesinler, adam bir tek hata yaptı onun da cezasını kulübe kesmedi. Biz rahat rahat yazarken birkaç yönetici 150′ye yakın icraya göğüs germiş, topçuları serbest bıraktırmamışlar, Kasımpaşa’ya mı yönetici olsaydı gidip bu insanlar da?
Allah sonumuzu hayretsin ama yarın dünden kötü olamaz, gidişat amatörce olsa bile.

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

Hesap Lütfen!

Beşiktaş`ta gündem bitmiyor, bitmez .

Kapalı kombine fiyat politikası hakkında yazdık durduk, her konuşmanın ve yazının bu konu ile bağlanmasının tek sebebi ise bizim bunu bu şekilde kabullenemiyor olmamız ve bu hususta yönetim kanadından hayal kırıklığına uğratılmamızdır.

Fikret Orman’dan beklediğimiz hamleler kesinlikle bu hamleler değildi, biz taraf olarak taraftar olarak çok daha akıllı ve mantıklı hamleler yapabileceğini tahmin ediyorduk ve hayal kırıklığına uğradık.

Gündemi meşgul eden konulardan birisi olan Quaresma sürekli ısıtılıp önümüze koyulan bayat bir yemek gibi artık. Bu konunun kapanmasına neden izin verilmediğini anlayabilmiş değilim. Fernandes’i yollamıyoruz diyen yönetimin aksine her gün Fernandes’e yeni bir takım bulan basın , Quaresma’yı düşünmüyoruz diyen yönetimin aksine her gün Quaresma’ya bir affedilme öyküsü yazıp duruyor .

Transfer dedikoduları, duyumlar, duyumcular.

Her transfer sezonunda olduğu gibi, bin bir türlü dedikodu aldı başını yürüyor. Başımız dönmüyor değil, her gün bir başka futbolcuya imzalatılan sözleşme haberlerini okumaktan yorulduk . Bir gün verilen haber ertesi gün ortalıkta yok. Her gün ayrı bir futbolcu hem de ayrı ülkeden ayrı bir futbolcu. Bir de unutmadan; şu Mendez denen adama bağlı ne kadar futbolcu varsa adı Beşiktaş’la anıldı sanırım. MaaşALLAH.

Dediğimiz gibi gündem konularını say say bitmiyor, yorumla yorumla bitmiyor Beşiktaş`ta.

Peki asıl gündem konusu, kimsenin değinemediği, kimsenin açamadığı bu konu.

Temmuz’ un 30’u , Ağustos’un 10‘u derken bu incelemeler ne oldu diye sormazlar mı adama?

Sormazlar mı neden bir ses seda yok halen daha diye.

Nerde kaldı göreve gelmeden önce verdiğiniz şeffaflık sözleri demezler mi adama?

Evet Sayın Fikret Orman,

Söz sizde , sıra sizde , konuşma hakkı sizde .

Biz sustuk ve sizin yapacağınız açıklamayı bekliyoruz.

Ya “Hesap Soran” olacaksınız ya da hesap soramadığınızla birlikte “Hesap Veren”

İyi düşünün ve karar verin fakat uzatmayın çünkü bu camianın artık sabrı kalmadı.

 

Sayın Fikret Orman ve Yönetim Kurulu “HESAP LÜTFEN!”

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz

MikrOFF-on

70’ler ve 80’lerde İstanbul’da şimdiki gibi bar ve kulüplerin yerinde daha çok gazinolar varmış eğlence hayatına yön veren. Var’mış’ diyorum zira bizim yaşımız itibariyle bilgimiz sadece birkaç plak ya da ses kaydından ibaret olsa da her dinlediğimizde ya da izlediğimizde ‘sen söyle be Esengül Abla’ dediğimiz , Rahmetli Zeki Müren’i dinlediğimiz içimize huzur, kulağımıza hoşluk veren şarkılar asla tarihten silinmeyecekler. O sahnedeki mikrofon tutuşları, mimikleri, şimdiki gibi production surrounding bilmem ne sistemleri olmasa da doğal sesleri ile Türk Gazino Tarihi’ni ve emektarlarını da yad edelim satırlarımızda.

Şimdi ise mikrofonların rolü değişti, daha çok bar çıkışlarında ayakta zor duran popçudan, maç siniriyle beynine oksijen gitmediği anda maç içindeki oyundan skordan performanstan çok bir olaya dair gündem yaratmak amacıyla topçudan, hani nerde gaf yapar kimle kavga eder diye politikacıdan söz almak için kullanılıyor bu mikrofon.

Bir de bu ekipmanı gördü mü konuşmadan duramayanlar var. Amcam bilsin bilmesin, hayatında bu hususta iki satır bir şey okuyup üç tane işin ehliyle konuşsun  konuşmasın ama konunun eksperi. Bir yağdırıyor ki sorma gitsin. Karşısında hedef kitle kim , kimler iki dudağının arasından çıkacak kelimelerle hayaller kuruyor, kimler bu dudaklardan çıkan tek bir sözle bol sıfırlı banknotları cebe indiriyor umrunda değil. Tek amaç mikrofona bir şeyler söylemek. En sonuna da ‘konu birkaç gün içinde netleşir ‘ diyerek açık kapı bırakmak. Nasıl olsa netleşmediğinde hesap soran yok.

Sayın Başkan ve Yönetim Kurulu; artık her gün sizlerin radyolarda, televizyonda, belli başlı haber portallarında alakanız olan ya da olmayan konu ile ilgili açıklamalarınızdan bize gına geldi. Bu kulübün aylık dergisi var, televizyonu var, internet sitesi var, Basın Sözcüsü var. Şeffaflık tamam ama bu iş artık şeffaflıktan ziyade kulübün kendi özel konularının bir nevi yatak odası sırlarının dışa vurumu haline geldi.

Sizin ağzınızdan çıkan bir transfer haberi ile o topçunun bedeli iki misline çıkıyor, sizin ağzınızdan çıkan bir bilgi yanlışlığı ile tüm medya üstümüze üşüşüyor. Lütfen tam bilginiz ve yetkiniz olmayan konularda yorum yapmak yerine Yönetim Kurulu içerisinde size adledilen göreve daha çok odaklanıp onu başarmaya çalışınız.

Bırakın mikrofonlar gazinolardaki o güzel ağabeylerin ablaların elinde kalsın. Yoksa kulüp yönetimini hepimiz takdir ediyoruz ki  zor günde aldınız ama ihale size kalacak.

Özgür Sezer

Share and Enjoy

  • Facebook
  • Twitter
  • FriendFeed
  • Email
  • Print
  • Delicious
  • LinkedIn
  • StumbleUpon
  • Add to favorites
  • RSS
  • BlinkList
  • Delicious
  • Digg
  • Friendster
  • Google Plus
  • Email
  • MySpace
  • Technorati
  • YahooBuzz